| Yazan: öss hazırlık,
Tarih: 05-03-2008 00:38
|
Okunma Sayısı : 611  |
Beğenilme : 10 |
Yayınlama yeri : INKILAP TARİHİ, İLKELER |
Atatürkçü Düşünce Sisteminin Oluşmasında Rol Oynayan Etkenler
Atatürkçü Düşünce Sistemi, Atatürk’ün doğup yaşadığı ortamın içinde
bulunduğu şartlarda olgunlaşmıştır.Atatürk’ün yaşadığı yüzyıl hem Osmanlı
Devleti açısından, hem de dünya devletleri açısından önemli bir zaman
dilimidir.Bu yüzyılda Avrupa ekonomik, bilimsel ve siyasî üstünlüğünü artırarak
sürdürmüştür.Avrupa devletleri bir yandan sömürgecilik hareketini iyice
geliştirmişler, bir yandan da ekonomik bakımdan güçsüz ülkeleri nüfuzları
altına alma yoluna gitmişlerdir.Böylece emperyalizm doruk noktasına ulaşmıştır.
19.yüzyılda Avrupa’nın karşısında ezilmemek için güçlü olmaktan başka çare
yoktur. Avrupa’nın dışında ise o günlerde güçlü devlet bulunmamaktadır.Ancak 19.yüzyılın
sonlarına doğru ABD ve Japonya, Avrupa kıtasındaki devletlere ilave olarak
emperyalist devletler kervanına katılmışlardır.Batılılar, bu iki yeni ortakları
ile iyi geçinme yolunu seçmişlerdir.
Öte yandan 18.yüzyıl Avrupa’da Fransız İhtilâli etkilerinin
görülmeye başlandığı devirdir. Fransa’da ortaya çıkan eşitlik, özgürlük,
milliyetçilik,millî egemenlik,lâiklik gibi değerlere sahip olabilme arayışı,
Avrupa halkının yönetime karşı ayaklanmasına neden olmuştur.Bu mücadeleler
sonucunda Avrupa’da çok milletli devletler yıkılmış, mutlakıyetler sona ermiş,
krallar Avrupa’da halkı yönetime ortak etmek zorunda bırakılmışlardır Osmanlı
Devleti ve Rusya dışında tek kişinin egemenliğine dayalı bir sistem
kalmamıştır. Batı emperyalizm yoluyla kendinden olmayanları ezerken, kendi
içinde özgürlüğe doğru hızla yol almıştır.Doğal olarak bu gelişmelerin batılı
ülkelerin sisteminin dışında kalan ülkeleri etkilemesi kaçınılmazdır.
İşte Atatürk, 19.yy. sonlarında böyle bir dünyaya
gözlerini açmıştır. 19.yy. Osmanlı Devleti için bir reform çağıdır. Ancak bu
reformlar istenilen sonucu verememiş, Osmanlı Devleti gerek ekonomik,gerekse
siyasî açıdan iyice güçsüzleşmiş ve milliyetçilik anlayışının azınlıklar
arasında hızla yayılması parçalanmayı hızlandırmıştır.Bu ortamda aydınlar,
batının siyasî modelinin benimsenmesi ile Osmanlı Devleti’nin kurtarılabileceği
düşüncesini ortaya atarak, I.Meşrutiyeti II.Abdülhamit’e kabul ettirmişlerdir.
II.Abdülhamit 1876 tarihli Kanun-î Esasî ile ilk kez yetkisiz de olsa bir parlamentonun
kurulmasına imkan sağlamıştır. Ancak bu anayasada siyasî özgürlüklere yer
verilmediği gibi, padişahın yetkilerine hiç dokunulmamıştır. 1877-78
Osmanlı-Rus savaşı bahane edilerek sona erdirilen I .Meşrutiyetten sonra,
Osmanlı Devleti’nde II. Abdülhamit’in 33 yıl süren baskı politikası
başlamıştır.
II. Abdülhamit devletin parçalanmasına engel olabilmek için her türlü
siyasî tedbire müracaat etmiş, buna rağmen 1878’de biten savaş sonunda
Balkanların büyük bir bölümü elden çıkmıştır. Osmanlı Devletine Arnavutluk,
Makedonya’nın büyük bir bölümü ile Batı ve Doğu Trakya kalmış; Doğu Anadolu’da
Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya bırakılmıştır. Genç Balkan Devletlerinin gözü
Osmanlı Devleti’nin elinde kalan Makedonya’dadır. Balkanlar’daki ve Doğu
Anadolu’daki bu huzursuzluğa, Rusların kışkırtmaları üzerine harekete geçen
Ermenilerin isyanları eklenmiştir.Ayrıca İngilizler hiçbir sebep göstermeksizin
M. Kemal’in doğduğu yıl Mısır’ı işgal etmişlerdir.
Bu parçalanma sürecinden kurtulabilmek için II. Abdülhamit bir İslâm
birliği oluşturma düşüncesine kapılmıştır. Bu düşünce ile imparatorluk içindeki
bütün Müslüman Türklerin ve Arapların kaynaşması ve diğer Müslüman ülkelerin
desteği alınarak yeni bir kurtuluş ümidi yaratılması hesaplanmıştır. Fakat bu
düşüncenin hayata geçirilmesi zordur. Çünkü hem Araplar arasında milliyetçilik
şuuru oluşmaya başlamış, hem de diğer Müslüman ülkelerin desteğinin alınması
mümkün olamamıştır. Osmanlı Devleti dışında o dönemde başka bağımsız ülke
olmadığı için, II. Abdülhamit’in İslâmcılık politikası da başarılı olamamıştır.
1854’den beri alınan ve düzensiz kullanılan dış borçlar ülkeyi perişan
etmiş, alacaklı devletler alacaklarını tahsil edebilmek için Osmanlı maliyesine
el koymuşlardır. 1881’de kurulan Düyûn-u Umumiye teşkilatı alacaklıların
haklarını koruyarak, Osmanlı ekonomisine göz açtırmamıştır.
II. Abdülhamit eğitime çok önem vermiş, ancak bu tutumuyla kendisi ile
çelişkiye düşmüştür.Çünkü bu okullardan yetişen aydınlar dünyayı tanıyacak,
siyasal özgürlükleri- ne kadar önlenirse önlensin-türlü yollarla öğrenecek ve
sonunda rejime karşı çıkacaklardır. Bu Osmanlı Devleti’nde de böyle olmuştur.
II. Abdülhamit çok iyi eğitim alan genç kuşağa 1908’e kadar direnmiş, 1908’de
ikinci kez meşrûtiyet yönetimini ilân etmek zorunda kalmıştır.
II. Abdülhamit döneminde yetişen genç kuşağın bir önemli şahsiyeti de
M. Kemal’dir.M. Kemal’in doğduğu şehir olan Selânik, Makedonya olayları
nedeniyle hareketli bir hayata sahiptir. Bu şehirde yaşayan Türklerin
yapabilecekleri yegane iş devlet hizmetine girmektir. Ekonomik faaliyetlerin
hemen hepsi, Müslüman olmayan vatandaşların kontrolündedir. Bir ordu şehri olan
Selânik’te M. Kemal’e askerlik mesleği ilgi çekici gelmiştir.İyi bir askerî
eğitim alan, Fransızcasını iyi geliştiren ve okumayı çok seven M. Kemal,
Osmanlıcılık ve İslâmcılık akımlarına karşı bir tepki olarak ortaya çıkan
Türkcülük akımı ile ilgilenmiş ve bu akımı tanımaya çalışmıştır Kurmay Subay
olarak Harp Akademisi’nden mezun olduktan sonra 1910 yılında Fransa’ya
giden M. Kemal, kısa süreli de olsa batıyı görme şansını yakalamıştır. 1911’de
Libya’ya giden M. Kemal, Trablusgarp Savaşı’nda yöre halkını İtalyanlara karşı
örgütlemiştir. Balkan Savaşı sırasında ise Sofya’da “ Askeri Ateşe” olarak
görev yapmıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında artık . Kemal askerlik mesleğinin
zirvesindedir. Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında I. Dünya Savaşına
katılmasını vahim bir hata olarak değerlendirmesine rağmen, hizmet verdiği her
cephede üstün başarılar kazanıştır. Ancak I. Dünya Savaşı sonunda uğranılan
ağır yenilgi, O’nda her şeye yeniden başlanması lazım geldiği, illet iradesine
dayalı yeni bir Türk Devleti kurulmasının kaçınılmaz olduğu fikrini
kuvvetlendirmiştir.
İşte Atatürkçü Düşünce Sistemi, Atatürk’ün yaşadığı
dönemdeki olayları akıl yoluyla değerlendirmesi, tarih bilinci ile yorumlaması
suretiyle oluşmuştur
Son Güncelleme : 05-03-2008 00:38
|
|
|