| Yazan: öss hazırlık,
Tarih: 05-03-2008 00:44
|
Okunma Sayısı : 492  |
Beğenilme : 18 |
Yayınlama yeri : INKILAP TARİHİ, İLKELER |
İnkılâpçılık
İnkılâp, Arapça Kalp kelimesinden gelmekte olup, bir milletin sahip
olduğu siyasi, sosyal ve askeri alanlardaki kurumların ,devlet eliyle makul ve
ölçülü metotlar çerçevesinde köklü bir biçimde değiştirilmesi olarak
tanımlanmaktadır. İnkılâp çoğu zaman ihtilal kelimesi ile karıştırılmaktadır.
Oysa ihtilal, inkılabın başlangıç evresini, mevcut otoriteye karşı gelmeyi,
zora başvurmayı öngören kısmını ifade etmektedir. Bir inkılâp hareketi genel
olarak üç aşamada gerçekleşmektedir.Bu aşamalar:
1-Fikir safhası(Aydınların, düşünürlerin, filozofların fikirlerinin
toplum bilincinde kavranması aşamasıdır)
2-Aksiyon veya Eylem safhası (Mevcut sistemin geniş bir halk hareketi
ile yıkılması işinin gerçekleştirildiği safhadır.Başka bir ifade ile ihtilal
safhasıdır)
3-Yeni bir düzen kurulması safhası(Yıkılan ve bozulan düzenin yerine
halkın beklentilerine cevap verebilecek yeni bir sistemin kurulması işinin
gerçekleştirildiği safhadır.)
İnkılâpçılık ise; kurucu ve yapıcı bir düşünce ile modern toplum
hayatında yeni ilerleme ve gelişmelere imkan hazırlamaya yönelik bir düşünceyi
benimsemektir.İnkılâpçılık, Atatürk’ün diğer ilkelerini de içine alan bir genel
ve ana ilkedir.Bu anlamda yapılan bütün inkılâplara sahip çıkmayı ifade eder.
Atatürk’ün Inkılâpçılık Anlayışı
Atatürk’e göre Türk inkılâbı, Türk Milletini son asırlarca geri
bırakmış olan müesseseleri yıkarak, yerine milletin en yüksek medeni icaplara
göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri koymak demektir.Atatürk’ün
inkılâpçılık anlayışının temelinde Türk Milletini dünya kültür ve
medeniyetinden yararlandırma düşüncesi vardır.Atatürk, Türk Milleti’nin
ilerlemesinin devam etmesi ve bunu sağlayan ilke ve inkılâpların güvence altına
alınması amacıyla İnkılâpçılık ilkesini, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel prensiplerinden
birisi olarak kabul etmiş ve bu ilkeyi de anayasaya koydurmuştur.
Türk inkılâbı aynı anda hem siyasi toplumun temelini ümmet esasından
millet esasına çevirmiş, hem meşru siyasi iktidarın temeli olarak kişisel
egemenliğe son vererek, millet egemenliğini ilan etmiş, hem dine bağlı
(teokratik) devlet yapısının yerine laik devlet yapısını geçirmiş, hem
modernleşme ile gelenekçilik arasında bocalamakta olan bir toplumu bu
ikilemden kurtararak Türkiye’nin yüzünü geri dönülmez şekilde çağdaş batı medeniyetine
döndürmüştür. Bütün bunlar yirmi yıldan kısa bir süre içinde olmuştur.
İnkılâpçılık, inkılâbın temel ilkelerinden taviz vermemeyi
gerektirir.Çünkü her köklü değişim,toplumun bir kısmını memnun ederken, elbette
ki başka bir kesiminin yerleşik menfaatlerine veya inançlarına zarar
verecektir.Hele Türk inkılâbı gibi, yüzyıllardır süregelmiş ve modern devlet
hayatıyla bağdaşması mümkün olmayan bazı değer, inanç ve geleneklerin
tasfiyesine yönelmiş bir kültür inkılâbında ,bazılarının getirilen yenilikleri
hiç değilse başlangıçta benimsememeleri, hatta ona karşı aktif direnişe
geçmeleri mümkündür. Bu tabii tepkilere karşı inkılâbı kararlılıkla
korumak,inkılâpçının görevidir.
Son Güncelleme : 05-03-2008 00:44
|