|
Lozan Barış Konferansı
Türklerle
kalıcı barışın yapılması konusu, Mudanya görüşmeleri sırasında karara
bağlanmıştır. İtilaf Devletleri Mudanya Mütarekesi’nin yürürlüğe girmesinden
sonra bu doğrultuda faaliyetlere başlamıştır.
Lozan Barış Konferansı Öncesinde Ankara Hükümetinin Yaşadığı Sorunlar
Barış
görüşmelerinin başlaması öncesinde Ankara hükümeti üç sorunla karşı karşıya
kalmıştır. Bu sorunlardan biri ve ilk gündeme geleni, görüşmelerin nerede
yapılacağı ve ne zaman başlayacağı konusudur. TBMM hükümeti daha Mudanya
görüşmeleri devam ederken İtilaf Devletlerine verdiği bir notayla barış
konferansının 20 ekim 1922’de İzmir’de toplanmasını teklif etmiştir. Ancak
İtilaf Devletleri bu öneriye sıcak bakmamışlar ve konferansla ilgili olarak
kendi aralarında görüşmeleri sıklaştırmışlardır. Sonuçta barış konferansının 13
Kasımda Lozan’da toplanması konusunda hemfikir olan müttefikler bu kararlarını,
23 Ekim 1922 tarihli bir nota ile hem TBMM hükümetine hem de İstanbul
hükümetine bildirmişlerdir.
İtilaf
Devletleri’nin bu notası, Ankara hükümetini başka bir sorunla karşı karşıya
bırakmıştır. Görüşmelerde Türk milletinin haklarını Ankara hükümetimi yoksa
İstanbul hükümetimi temsil edecektir. İtilaf Devletleri, konferansın yerini ve
tarihini iki hükümete de ayrı ayrı bildirmek suretiyle, görüşmelerde iki
hükümetinde yan yana olmasını istemediklerini belli etmişlerdir. Ankara’daki
TBMM hükümetinin Türk milletinin tek gerçek temsilcisi olduğunun M. Kemal Paşa
tarafından açıklanmış olmasına rağmen, İstanbul temsilcisi Sadrazam Tevfik Paşa
açıklamayı görmezden gelerek, konferansa katılmak niyetinde olduklarını ortaya
koymuş ve konferansta izlenecek ortak politikayı tespit etmek için Ankara’ya
telgraf çekmiştir. İstanbul hükümetinin konferansa katılmayı istemesi, elde
edilen askeri ve siyasi zafere ortak olmak girişimlerinde bulunması İstanbul
hükümetinin yanı sıra saltanata kurumunun da varlığını tartışılır hale
getirmiştir. Kurtuluş Savaş sırasında iç ve dış şartların uygun olmaması
nedeniyle saltanata karşı açıkça olumsuz bir tavır sergilemeyen, ancak ilk fırsatta saltanat kurumunu
kaldırmayı düşünen M. Kemal Paşa, Mecliste Osmanlı hükümetine doğan karşı
tepkiyi iyi kullanmış ve sorunun kökünden çözülmesi için saltanatın
kaldırılmasını gündeme getirmiştir. İstanbul hükümetinin girişimlerine saltanat
ve hilafete sıcak bakan milletvekilleri bile tepki göstermişler, M. Kemal
Paşanın telkinleriyle Dr. Rıza Nur ve arkadaşları saltanatın kaldırılmasına
ilişkin kanun teklifini meclis başkanlığına sunmuştur. 1 Kasım 1922’de mecliste
yapılan oylama ile saltanat kaldırılmış ve 600 yıllık Osmanlı hanedanının
egemenliği sona erdirilmiştir. Saltanatın kaldırılmasından kısa bir süre sonra Tevfik Paşanın
görevinden istifa etmesiyle, İstanbul hükümetinin konferansa katılma ihtimali
tümden ortadan kalkmıştır. Bu gelişmeler sonunda İtilaf Devletleri’nin “bizim
için sorun oluşturmaz” şeklinde tavır sergilemeleri, artık dış dünyanın Osmanlı
Devleti’nin tükendiğini ve TBMM sürekliliğini kabul ettiğini göstermesi
açısından önem taşımaktadır.
TBMM
hükümetini Lozan görüşmeleri öncesinde uğraştıran üçüncü sorun ise, görüşmeler
sırasında TBMM’ni temsil edecek heyetin kimlerden oluşacağı ve heyetin
başkanının kim olacağı konusudur. Heyet başkanlığı için Rauf Orbay başta olmak
üzere, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Beyin, Fethi Okyar’ın ve Kazım Karabekir
Paşa’nın adları gündeme gelmiştir. Bu isimlerin hiçbiri de M. Kemal’e uygun
gelmemiştir. Bütün bunlara karşın M. Kemal Paşanın kafasın çok farklı bir isim
vardı. O da Mudanya Görüşmelerinde Türk Milletinin haklarını başarıyla savunan
ve her konuda kendisinin güvenini kazanmış olan İsmet Paşadır. Yurt dışında
yapılacak olan ve M. Kemal’in sınırlı düzeyde etki yapabileceği bu konferansta
M. Kemal doğal olarak en çok güvendiği ismin orada bulunmasından yanadır. İsmet
Paşa, M. Kemal’in direktiflerine uyma konusunda telkin etmektedir, O bunu
Mudanya’da kanıtlamıştır. Ayrıca İsmet Paşa, Osmanlı diplomasi geleneğinden
gelmeyen bir devlet adamıdır ve Batılılar karşısında hiçbir kompleks
taşımamaktadır. Bu niteliği, İngilizlere yakınlığı ile bilinen Rauf Beye karşı
bir avantaj oluşturmaktadır. M. Kemal, Ali Fuat ve Fevzi Paşalarla, Yusuf Kemal
Bey ve İsmet Paşanın da görüşlerini aldıktan sonra, İsmet Paşanın heyet başkanı
olmasıyla ilgili kararını açıklamıştır. 24 Ekimde Yusuf Kemal Bey Dışişleri
Bakanlığından istifa etmiş ve yerine İsmet Paşa getirilerek, Lozan’a Türk
Dışişlerinden sorumlu heyet başkanı olarak gönderilmesi doğrultusundaki
prosedür tamamlanmıştır. İsmet Paşa başkanlığındaki heyetin Lozan’a
gönderilmesi kararının TBMM tarafından onaylanmasından sonra, hazırlanan Türk tezini içeren 14 maddelik
talimatname heyete verilmiştir. Türk tezi şöyledir:
1. Doğu
sınırı: Görüşmelerde Ermeni Devleti meselesi söz konusu olmayacak, olursa
görüşmeler kesilecektir.
2. Irak
sınırı: Süleymaniye, Musul, Kerkük sancakları istenecektir. Konferansta bundan
farklı olarak ortaya çıkacak güçlükler için Bakanlar Kurulundan talimat
alınacaktır. Petrol vs. imtiyazları sorununda İngilizlere bazı ekonomik
çıkarlar sağlanması görüşülebilir.
3. Suriye
sınırı: bu sınırın düzeltilmesine imkanlar ölçüsünde çalışılacaktır.
4. Adalar:
Duruma göre hareket edilecek, kıyılarımıza çok yakın meskun olan ve olmayan
adalar, hemen ilhak edilecek, başarı elde edilemediği takdirde Ankara’nın
görüşü alınacaktır.
5. Trakya
Batı sınırı: 1914 sınırının elde edilmesine çalışılacaktır.
6. Batı
Trakya: Misak-ı Milli maddesi uygulanacaktır.
7. Boğazlarda
ve Gelibolu yarımadasında yabancı askeri kuvvet kabul edilmeyecektir. Bu
konudaki görüşmeler kesilmeyi gerektirirse, kesilmeden önce Ankara’ya bilgi
verilecektir.
8. Kapitülasyonlar
kabul edilmeyecek, bu konuda diretilirse görüşmeler kesilecektir.
9. Azınlıklar
konusunda arzu edilenin yapılmasıdır.
10. Ordu ve
donanmanın sınırlandırılması konu bile edilmeyecektir.
11. Yabancı
kurumlar, Türk kanunlarına tabi olacaktır.
12. Duyun-u
Umumiye idaresi ortadan kalkacaktır. Borçların Türkiye’den ayrılan memleketlere
dağıtımı, Yunanlılara devri, yani tamirata karşılık tutulması, olmadığı
takdirde 20 yıl ertelenmesi için çalışılacaktır. güçlükler çıktığında
Ankara’nın görüşü alınacaktır.
13. Türkiye’den
ayrılan memleketler için, Misak-ı Millinin özel maddesi yürürlüktedir.
14. Cemaatler
ve İslam Vakıflar Hukuku, eski antlaşmalara göre düzenlenecektir.
Görüşmelerin
Başlaması ve Konferansın Birinci Dönemi
Lozan görüşmelerinin 13 Kasım 1922’de başlaması
gerekirken, İngiltere’deki sorunlar ve müttefikler arasındaki anlaşmazlıkların
giderilemeyişi yüzünden, Konferans 20 Kasım 1922’de başlatılabilmiştir.
Konferansa Türkiye, İtalya, İngiltere, Japonya temsilcisi ve ABD’nin Roma
Büyükelçisi katılmışlardır. Romanya, Bulgaristan, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti,
Yunanistan ve Rusya temsilcileri kendilerini ilgilendiren konularda görüşmelere
katılacaklardır. Konferansın başlaması ile birlikte, üç ayrı komisyon
oluşturularak çalışmalara başlanmıştır. Birinci komisyon sorunlar, askerlikle
ilgili işlere, Boğazların statüsüne bakacak olup, başkanlığına İngiltere
temsilcisi Lord Curzon getirilmiştir. Mali ve ekonomik sorunlarla ilgilenecek
ikinci komisyonun başına da Fransız Barare getirilmiştir. Azınlık ve diğer
hukuki sorunlarla ilgilenecek komisyonun başına da İtalyan Garroni
getirilmiştir.
Görüşmelerin başlaması ile Türk heyeti, İngiltere
ile Musul ve Boğazlar, Fransa ile kapitülasyonlar ve imtiyazlar, İtalyanlar ile
ise kapitülasyonlar ve kabotaj konularında büyük bir çatışma içine girmiştir.
Ayrıca Yunanistan ile savaş tazminatı ve nüfus mübadeleleri konularında önemli
ölçüde görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Görüşmelerde Türkiye’nin en çok
sıkıntı yaşadığı ülke olan İngiltere’nin temsilcisi Lord Curzon, İsmet Paşaya
“Her şeyi reddediyorsunuz. Ancak ülkeniz haraptır. Yarın paraya ihtiyacınız
olduğunda, İngiltere’den başka para bulabileceğiniz ülke yoktur” tehdidin de
bulunmuştur. Bu davranış başta İngiltere olmak üzere, diğer devletlerin
konferansa ve Türkiye’ye bakış açısını göstermesi açısından önemlidir.
Lord Curzon’un tutumu ve diğer gelişmeler karşısında
konferansın anahtar ülkesi olarak İngiltere’yi gören Türkiye, bu ülkenin kısmen
de olsa tatmin edilmesi gerektiğine inanmaya başlamıştır. Bu nedenle S.
Rusya’nın tüm kışkırtmalarına rağmen, Boğazlar konusunda İngiltere’nin tezine
yaklaşılmış ve bu konuda İngiltere’ye belli ölçüde taviz verilmiştir. Ancak
diğer konularda hiçbir olumlu gelişme sağlanamamış, bu yüzden de 4 Şubat
1923’de görüşmeler kesilmiştir. Türk tarafı ve diğer heyetler Lozan’dan
ayrılmışlardır.
Lozan
Konferansı’nın Kesilme Dönemi-Türkiye’de Yaşanan Olaylar
4 Şubat 1923-23 Nisan 1923 arası Lozan
görüşmelerinin kesintiye uğradığı dönemdir. Bu dönemde görüşmelerin yeniden
başlaması için taraflar birbirlerine yeni projeler sunarken, bir yandan da
Türkiye’nin iç politikası Lozan Konferansı ile doğrudan veya dolaylı ilgili bazı gelişmelere sahne
olmuştur.
Konferansla ilgili içte yaşanan olaylardan ilki, 17
Şubat 1923’de İzmir İktisat Kongresi’nin toplanmasıdır. Türkiye’nin uygulayacağı
ekonomik politikanın belirlendiği bu kongrede Türkiye, Türk kanunlarına
uyulması kaydıyla yabancı sermayeye karşı olmadığını ortaya koymak suretiyle,
Batıya sosyalist olunmayacağı mesajını vermiştir. Yine bu kongrede Türkiye,
ekonomik anlamda tam bağımsızlıktan yana olduğunu vurgulayarak,
kapitülasyonlara sıcak bakmadığını ima etmeye çalışmıştır.
İzmir’de İktisat Kongresi sürerken, Ankara’da da
mecliste sıcak saatler yaşanmıştır. II. Gruba bağlı bazı muhalif
milletvekilleri, Lozan’dan dinen heyete ve hükümete yönelik sert eleştirilerde
bulunmuşlardır. Bu tartışmalar sırasında M. Kemal, İsmet Paşa başkanlığındaki
heyetten yana tavrını koyarak, İsmet Paşaya olan güvenini bir kez daha
göstermiş ve tartışmalara son noktayı koymuştur. Bu tarihten sonra meclis,
Lozan görüşmelerinin ilk bölümünde yaşanan sıkıntıların ışığı altında,
sorunlarına yeni çözümler bulmaya çalışmıştır. Türkiye barış şartları konusunda
ortay koyduğu yeni tezini 8 Martta bir nota ile İtilaf Devletlerine sunmuştur.
Bu projeye göre Musul, Türkiye ile İngiltere arasında barıştan sonra 12 ay
içerisinde görüşülüp, karara bağlanacak, anlaşma sağlanamaması durumunda
Milletler Cemiyetine gidilecektir. Projede Boğazların statüsü ve azınlıklar
konusunda anlaşmazlık olmadığı açıklanmış, borçlar ve kapitülasyonlar başta
olmak üzere ekonomik konularda Türkiye’nin başından beri izlediği tavrın
değişmediği ifade edilmiştir. Yani kapitülasyonlar tamamen kaldırılacak,
borçlar ise taksim edilerek, ödemeler altın para hesabına göre yapılacaktır.
İtilaf Devletleri bu notaya cevap vererek, görüşmelerin 23 Nisanda yeniden
başlayacağını açıklamışlardır.
Türk
notasının müttefikler tarafından kabul edilmesinden sonra ilk iş olarak meclis,
1 Nisan 1923’te TBMM seçimlerinin yenilenmesi kararını almıştır. Bu kararın
alınmasında Lozan görüşmelerinin kesinti döneminde, muhalif grubun meclisteki
tutumunun ve engellemelerinin rolü büyüktür. Seçimlerin yenilenmesi halinde,
Lozan Antlaşması imzalanmış bile olsa, Bu antlaşmanın TBMM’nin onayından
geçirilmemesi tehlikesi doğacaktır. Seçimlerin yenilenmesi kararının TBMM
tarafından onaylanmasından sonra, Milli Mücadeleyi gerçekleştiren birinci
TBMM’nin faaliyetleri sona ermiştir.
Bu kesinti döneminde Ankara’da yaşanan bir başka
gelişmede, Amerikalı Chester grubuna madenler, petrol kaynakları, demiryolları
ve limanlarla ilgili verilen imtiyazlardır. Türkiye bu imtiyazları vererek,
barış görüşmelerinde ABD’nin desteğini kazanmaya çalışmıştır. Özellikle Musul
konusunda İngiltere’ye karşı, ABD’ni bu yolla kendi yanına çekmeye çalışmıştır. Ancak Musul
konusunda Türkiye’nin istekleri gerçekleşmeyince Chester İmtiyazı hayata
geçirilememiştir.
Lozan
Görüşmelerinin Yeniden Başlaması Ve Antlaşmanın İmzası
II. dönem görüşmelerde yine Türk heyetinin başkanı
İsmet Paşadır. Ancak Türk heyeti bu dönemde , birinci döneme göre daha rahat ve
daha güçlü bir konumdadır. Çünkü heyet meclisin feshedilmesiyle, II. Grubun
baskısından kurtulmuş ve M. Kemal Paşanın tam desteğini alarak Lozan’a
gelmiştir. Bu dönemde İngiltere’yi Sir Horaca Rumbold, Fransa’yı General Pelle, İtalya’yı ise Montagna temsil
etmiştir.
Birinci tur görüşmelerde istediklerini büyük ölçüde
elde eden İngiltere, ikinci tur görüşmelerde Türkiye’ye fazla zorluk
çıkarmayacağı ve konferansa fazla önem vermeyeceği Türk heyeti tarafından
düşünülmekteydi. Nitekim Lord Curzon’un görüşmelerden çekilmesi, İngiltere’nin
konferansı fazla önemsemediğinin delilidir. Gerçekten de birinci dönem ve
kesilme dönemindeki girişimlerle, İngiltere ile arazi, sınırlar ve askeri
sorunlar büyük ölçüde çözümlendiği için, ikinci dönemde daha çok mali ve
ekonomik oturumlara ağırlık verilecektir. Nitekim beklendiği gibi olmuş ve
Türkiye ekonomik ve mile sorunlarda Fransa Ve İtalya ile karşı karşıya
gelirken, Yunanistan ile savaş tazminatı konusunda anlaşmazlığa düşmüştür.
Görüşmelerin ikinci dönemini, birinci dönemden
ayıran bir başka nokta ise, Türk heyeti ile hükümet arasındaki görüş
ayrılıklarının belirginleşmesi ve ilişkilerin gerginleşmesidir. İsmet Paşa ve
vekiller heyeti başkanı Rauf Bey arasında ciddi tartışmaya yol açan konulardan
ilki borçların ödenmesi ile ilgilidir. M. Kemal Paşa ve Rauf Bey, İsmet Paşaya
gönderdikleri talimatta, İstanbul’un boşaltılması ve borçların frank olarak
ödenmemesi konusunda taviz vermemesini istemişseler de, İsmet Paşa bu talimatı
hemen uygulamamış, Ankara’nın ısrarı sonucunda kararını değiştirmiştir.
Borçların ödenmesi sorununda bozulan ilişkiler, Yunanistan’dan istenen savaş
tazminatı konusundaki anlaşmazlıktan dolayı daha da büyümüştür. Venizelos’un
Karaağaç’ın Türkiye’ye savaş tazminatı olarak verilmesi teklifine Ankara’nın
olumsuz cevap vermesine karşın, İsmet Paşa kendi iradesiyle Yunan teklifine
olumlu yanıt vermiştir. Bu tutum İsmet Paşa İle Rauf Bey arasındaki ilişkileri
kopma noktasına getirmiştir. İmtiyazlar konusunda İsmet Paşa ve Rauf Bey
arasında yaşanan görüş ayrılığı, artık bu iki devlet adamının tamamen farklı
çizgilere çekilmesine neden olmuştur. Ancak bu kritik dönemde M. Kemal Paşanın
İsmet Paşayı destekleyen tutumu, muhtemel bir siyasi krizi engellemiştir.
Hükümet ile heyet arasındaki anlaşmazlığın M. Kemal Paşanın girişimleriyle aşılmasından sonra, Lozan Ant.
24 Temmuz 1923’te imzalanmıştır.
Lozan görüşmeleri, kesinti dönemleri de dahil
olmakla birlikte 8 ay sürmüş ve çok çetin şartlarda geçmiştir. Görüşmelerin bu
kadar uzun ve zor geçmesinin genel sebepleri şunlardır:
1. Konferansta
Türkiye’nin tutumu açık ve kesindir. Türkiye sadece her medeni millet gibi
kayıtsız şartsız bir bağımsızlık istemektedir. Müttefikler ise yüzyılların
kökleştirdiği alışkanlıkla Türklerin bu isteklerini kolay kolay kabul
etmemişler ve eski düzeni başka yollardan devam ettirmeye çalışmışlardır.
2. Türkiye
yeni barış düzenini milletlerarası hukuk ilkelerine dayandırmaya çalışmaktadır.
Batılı devletler ise Osm. Devletine Kabul ettirilen Sevr Antlaşmasını esas
almışlar ve katlandıkları fedakarlığı, bu anlaşmada yaptıkları değişikliklerle
ölçmüşlerdir. Bu yüzden anlaşmak için iki tarafın esas kabul ettiği değerler
farklılık göstermiştir.
3. Müttefikler Türkiye’yi kendilerin karşı yenilmiş ve
Yunanistan’ı yenmiş bir devlet saymışlar ve bütün işleri buna göre düzenlemek
istemişlerdir. Türkiye ise bağımsızlığı için savaşmış ve bunda başarıya ulaşmış
bir devlet olarak, bu başarısını bütün devletlere kabul ettirmeye gayret
etmiştir.
Lozan
Antlaşması Hükümleri
Lozan
Barış Antlaşması 143 maddeden oluşmuş ve 4 bölüm halinde düzenlenmiştir. Bu
hükümleri kısaca şöyle özetlemek mümkün:
SINIRLAR
Trakya
Sınırı: Karaağaç Türkiye’de kalacak ve Meriç nehri sınır olacaktır. İmroz,
Bozcaada ve Tavşan adaları dışındaki Ege adaları Yunanistan’a bırakılacaktır.
Buna karşılık Midilli, Sakız ve Sisam
asker ve silahtan arındırılacaktır. Bu arada Türkiye Kıbrıs ve Mısır’ın İngiliz
Yönetimine geçtiğini kabul edecektir.
Suriye
Sınırı: 20 Ekim 1921’de Fransa ile TBMM
hükümeti arasında imzalanan Ankara İtilafnamesi’nde kabul edilen sınır aynen
benimsenecektir.
Irak
Sınırı (Musul Sorunu): Konferansın bitiminden sonra 9 ay içinde yapılacak ikili
görüşmelerle çözümlenecek, anlaşma sağlanamadığı durumunda çözüm Milletler
Cemiyetinin kararına bırakılacaktır.
Boğazların
Statüsü: İtilaf Devletlerinin işgali tümüyle kalkacak ve Boğazlar Türkiye’nin başkanlığındaki uluslar arası bir
komisyon tarafından yönetilecektir. Bu komisyonda Türk temsilcilerinin yanı
sıra, Fransa , İngiltere, İtalya, Japonya, Rusya, Yunanistan, Bulgaristan,
Romanya ve Sırbistan temsilcisi bulunacaktır. Boğazların her iki kıyısında 15
km.lik bir alan askersiz bölge olacaktır. Bir savaş tehlikesi ya da Türkiye’nin
herhangi bir savaşa girmesi durumunda boğazlar silahlandırılabilecek,
Türkiye’nin tarafsız kaldığı bir savaşta, Karadeniz’e geçecek gemilere sayı ve
tonaj bakımından sınırlamalar getirilecektir. Barış zamanında boğazlardan her
türlü aracın geçişi serbest olacaktır.
Kapitülasyonlar
Lozan Ant. ile bütün
kapitülasyonlar kaldırılmış, bu haklardan yararlanarak kurulmuş yabancı ticari kuruluşlara da Türk yasalarına
uyma zorunluluğu getirilmiştir.
Borçlar
Osmanlı Devletinin Avrupa
Devletlerinden 1854’den itibaren almaya başladığı borçlar, Osmanlı Devleti ve
Osmanlı toprakları üzerinde kurulan devletler arasında taksim edilerek
ödenecektir. Türkiye’nin üzerine düşen borcu ödeme şekli konusunda, Türkiye
alacaklı ülkeyle görüşmeler yapacaktır. Bu borçlar 1933den itibaren ödenmeye
başlanmış, 1954de son bulmuştur.
Azınlıklar
Türkiye sınırları içinde
yaşayan tüm azınlıklar Türk vatandaşı kabul edilmiştir. Yunanistan’da yaşayan
Türklerle, Türkiye’de yaşayan Rumlar yer değiştirecektir. İstanbul Rumları ve
Batı Trakya Türkleri bu değişimin dışında tutulacaktır.
Savaş Tazminatı
Yunanistan savaş tazminatı
olarak Karaağaç ve çevresini Türkiye’ye vermiştir.
İstanbul Ve Boğazların
Boşaltılması
Antlaşmanın TBMM
tarafından onaylanmasından sonra İtilaf kuvvetleri 6 hafta içinde İstanbul ve
boğazlar bölgesindeki Türk topraklarını boşaltacaklardır.
Lozan
Antlaşmasının Önemi Ve Sonuçları
Lozan Ant.
ile yeni Türk Devleti’nin varlığı ve bağımsızlığı tüm dünya tarafından kabul
edilmiştir. Lozan Ant. ile 28 Temmuz 1914te başlayan I. Dünya Savaşı resmen
sona ermiştir. Dış politika açısından Şark Meselesi yeni bir boyut kazanırken,
Türk iç politikası da Lozan’ın etkisindeki yıllara girmiştir. Lozan görüşmeleri
sırasında İsmet Paşa ve Rauf Bey sırasında yaşanan tartışmalar Cumhuriyetin ilk
yıllarına damgasını vuran siyasal görüş ayrılıklarına kadar uzanmıştır. Lozan
barışı konusundaki farklı yaklaşımlar, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın
kurulması ve Takrir-i Sükun Kanununa kadar uzanan sürecin başlangıcını teşkil
emiştir.
Lozan Barış Ant. daha önceki yıllarda imzalanan barış antlaşmaları
dikkate alındığında Türk diplomasi tarihi açısından büyük bir başarıdır.
Antlaşmayla Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleştirilmiş ve tam bağımsızlık
elde edilmiştir. Musul’un Türkiye sınırları dışında kalması, Boğazlar üzerinde
Türk egemenliğinin tam olarak sağlanamaması, Hatay sorununun çözümlenememesi
Lozan’da Türkiye’nin istediği biçimde çözemediği konulardır. Sonraki yıllarda
Musul sorunu Türkiye’nin aleyhinde, Hatay sorunu ise Türkiye lehinde çözüme
kavuşmuştur. M. Kemal Paşa Lozan Antlaşmasının önemini şu sözleriyle en güzel
biçimde özetlemektedir: “ Bu antlaşma Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri
hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın,
sonunda neticesiz bırakıldığının belgesidir”.
Son Güncelleme: 04-03-2008 22:20
|