INKILAP TARİHİ
İNKILAPLAR
.Sosyal Alanda İnkılâp Hareketleri | .Sosyal Alanda İnkılâp Hareketleri |
|
|
|
| Yazar öss hazırlık | |
| Çarşamba, 05 Mart 2008 | |
|
.Sosyal Alanda İnkılâp Hareketleri
Bu alanda yapılan inkılâplar toplum hayatına çeki düzen vermek, Batı
standartlarında bir sosyal hayat oluşturmak ve Batı ile olan ilişkilerde bir
karışıklığa meydan vermemek amacıyla gerçekleştirilmişlerdir.
a)Kılık Kıyafette Değişiklik
Türk Milletine her alanda çağın icaplarına göre bir görüntü ve kimlik
kazandırmak düşüncesini taşıyan M. Kemal, kılık-kıyafet konusunda bir inkılâbın
gerekliliğine inanmaktaydı.O, bu maksatla halka giydikleri kıyafetin millî
olmadığını, daha medeni bir görüntüye bürünmesi gerektiğini yaptığı muhtelif
konuşmalarda anlatmıştır.M. Kemal’in bu konudaki kararlılığının bir sonucu
olarak, Bakanlar Kurulu 2 Eylül 1925’te memurların şapka giymeleri yönünde bir
karar almıştır.Ancak meclis bu kararı anayasaya aykırı bularak kabul etmek
istememiştir. Bunun üzerine 25 Kasım 1925 tarihinde T.B.M.M’ de “Şapka
Giyilmesi” hakkında bir kanun kabul edilmiştir. Yine 2 Eylül 1925 günü alınan
bir kararla, din adamı dışındaki kişilerin cübbe ve sarık giymeleri yasaklanmıştır.
Daha sonra 3 Aralık 1934’te din adamlarının, dinî kıyafetlerini (en yüksek din
görevlisi hariç) sadece ibadet yerlerinde giymeleri esası getirilmiştir.
Böylece cumhuriyetin ilk yıllarında kılık-kıyafet alanında
gerçekleştirilen bu inkılâplarla ülkede büyük ölçüde birlik-beraberlik
sağlanmış ve halka daha modern bir görüntü kazandırılmıştır.
b)Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması
Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Anadolu’nun Türkleşmesinde ve
halkın müslüman kimliği içinde yoğrulmasında büyük hizmetleri geçen tarikatlar
ve bunların kurumlaşmış şekli olan tekkeler, daha sonra asıl fonksiyonlarını
kaybetmişlerdir. Dolayısıyla gerçek anlamda varlık sebepleri ortadan
kalkmıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında rejimi sağlamlaştırmak ve iç düzeni
sağlamak amacıyla bir takım inkılâplara girişilince, Tekke ve Zaviyeler
gerçekleştirilen bu inkılâplara karşı çıkmaya başlamışlardır.Halbuki yeni
cumhuriyet rejiminde bu rejime ve inkılâplara karşı olan ve bu sebeple halk
üzerinde olumsuz tesir yapabilecek böyle kuruluşlara ve yapılanmaya yer yoktu.
M. Kemal bu konudaki kararlılığını, 1925’te yaptığı “Türkiye Cumhuriyeti
şeyhler,dervişler,müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru ve gerçek
tarikat, medeniyet tarikatıdır” sözleriyle ortaya koymuştur. Bu düşünce ve kararlılığın
ifadesi olarak, 30 Kasım 1925 günü kabul edilen bir kanunla tekke,zaviye ve
türbeler kapatılırken,şeyhlik,dervişlik,dedelik,müritlik v.s. gibi unvan ve
lakapların kullanılması da yasaklanmıştır.
c)Soyadı Kanunu
Cumhuriyet öncesi Türk toplumunda ailelerin dinî, sosyal,ailevî ve
asalet kaynaklı lakaplar taşımaları,gerek insanlar arasında ayırıma yol
açmakta,gerekse toplumsal ilişkilerde (nüfus,askerlik vb.) karışıklıklara neden
olmaktaydı.Bu durum,cumhuriyetin millî sınırlar içinde tüm insanları eşit kabul
etme mantığıyla bağdaşmıyordu.Dolayısıyla hızla modernleşen Türk toplumunda
böyle bir bölünmüşlüğe yer verilmemeliydi.Bu gaye ile 21 Haziran 1934’te
“Soyadı Kanunu” kabul edilmiştir.Bu kanuna göre; her Türk kendi adından başka
ailesinin ortak olarak kullanacağı bir soyadı alacaktır.Alınan bu soyadları
Türkçe olacak,yabancı milletlere ait adlar kullanılmayacak,soyadlarının ahlaka
aykırı e komik olmamasına özen gösterilecektir.
24 Kasım 1934 tarihinde kabul edilen bir kanunla da, M. Kemal’e T.B.M.M.
tarafından “Atatürk” soyadı verilmiştir.
Yine bu tarihte ağa, hacı , hafız, molla, hoca, efendi,
bey, beyefendi, hanım, hanımefendi, paşa, hazret gibi unvan ve
lakapların soyadı olarak alınması yasaklanmıştır.Soyadı kanununun kabul
edilmesi ile toplum hayatında yeni bir düzen ve disiplin sağlanırken, aile ve
fertlerin de tam olarak tanınması mümkün olmuştur.
d) Kadı Haklarının Kabulü
Başta Atatürk olmak üzere T. C ’nin kurucuları, Türk Milleti’nin
kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın çağdaşlaşması görüşündeydiler. Dolayısıyla o
tarihe kadar toplum hayatında aktif olarak yer alamamış olan Türk kadınlarının,
bir an önce aktif hale getirilmeleri ve bunu sağlayacak bir takım kanuni
düzenlemelerin yapılması gerekmekteydi. Türk kadını statüsü gereği erkeklerin
gerisinde olduğu halde, Millî Mücadele sırasında erkeklerin yanında yer almış,
Millî Mücadelenin kazanılmasında etkin rol oynamıştı.Bu nedenle Türk kadınına
toplumda hak ettiği yer verilmeliydi.
Atatürk, Türk Milletini kalkındırmak ve çağdaş medeniyet seviyesine
ulaştırmak isterken, kadınların bunun dışında tutulmasının mümkün
olamayacağını belirtiyor ve 21 Mart 1923 tarihinde bir konuşmasında, “Kadınlara
bir takım haklar tanınmasının gereği üzerinde” duruyordu
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
ingilizce konuları
inkilap tarihi konuları
Genal tarih konuları
| TBMMNİN AÇILIŞI ve TEPKİLERPazar, 03 Mayıs 2009TBMM'NİN AÇILIŞI ve TEPKİLER
1. TBMM'nin Açılması
İstanbul'un
işgali ve Mebuslar Meclisi'nin dağıtılması üzerine harekete geçen
Mustafa Kemal yayınladığı bir genelge ile Ankara'da olağanüstü... + tamamı |







