| Yazan: öss hazırlık,
Tarih: 04-03-2008 21:28
|
Okunma Sayısı : 791  |
Beğenilme : 11 |
Yayınlama yeri : INKILAP TARİHİ, İNKILAPLAR |
1932-1938 Dönemi Türk Dış Politikası
Türkiye 1923-1932 döneminde uyguladığı dış politikanın temelini
oluşturan Lozan’dan geriye kalan sorunları 1930’lu yılların başında çözdüğü
için,uluslar arası alanda daha aktif rol oynayabilecek duruma
gelmiştir.Dolayısıyla bu dönemde Türkiye sadece kendisini ilgilendiren dış
meselelerde değil, başta dünya barışının korunması olmak üzere, dünyanın genel
meseleleriyle de meşgul olmuştur.
Ancak 1929’da yaşanan dünya
ekonomik krizi, bütün devletlerin dış politikalarını yeniden gözden
geçirmelerine neden olmuştur. Türkiye’de doğal olarak dış politikasını yeniden
gözden geçirmek zorunda kalmıştır. Dünya ekonomik krizinin etkisiyle bu dönemde
devletler arasında gruplaşmalar meydana gelmiştir. Bu çerçevede bir tarafta, I.
Dünya Savaşı sonucunda oluşan durumu ve mevcut statükoyu değiştirmek isteyen
Almanya, İtalya ve Japonya gibi devletlerden oluşan Revizyonist grup; diğer
tarafta mevcut statükoyu korumak isteyen İngiltere, Fransa ve S.Birliği gibi
devletlerden oluşan Antirevizyonist grup olmak üzere iki grup ortaya çıkmıştır.
Bu gruplaşmada Türkiye, antirevizyonist grupta yer almıştır. Türkiye’nin bu
grupta yer almasının sebebi ise, kendi güvenliğini sağlamak, dünya barışına
katkıda bulunmak ve S. Birliği ile olan dostluk ilişkileri sebebiyle bu ülkenin
de yer aldığı bu grupta bulunmaktır.
1.Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne (Cemiyet-i Akvam ) Girişi
Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı’nın galibi devletler tarafından
dünya barışını korumak, Versailles Antlaşması ile Avrupa’da oluşturulan düzenin
korunmasını sağlamak ve uluslar arası işbirliğini artırmak amacıyla
kurulmuştur. Ancak bu teşkilat başlangıçta bir süre İngiltere’nin kontrolünde faaliyet
göstermiştir. Bu yüzden Türkiye, İngiltere ile olan sorunları nedeniyle ilk
etapta teşkilata pek sıcak bakmamıştır. Ancak takip ettiği “Yurtta Sulh,
Cihanda Sulh” felsefesinin bir gereği olarak Türkiye, 1928’den itibaren
dünyadaki silahsızlanma faaliyetlerine katılmış ve 1929’da da Briand-Kellog
Paktını imzalayarak, uluslar arası ilişkilerde barıştan yana olduğunu ortaya
koymuştur Bu durum Türkiye’nin 1930’lardan itibaren Milletler Cemiyeti ile
ilgilenmesine sebep olmuştur.
Türkiye 1932’de yapılan Cenevre Silahsızlanma Konferansı’nda, Milletler
Cemiyeti ile işbirliğine hazır olduğunu bildirmiş, bunun üzerine İspanya ve
Yunan temsilcileri Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne kabul edilmesi yönünde bir
teklif vermişlerdir. Bu teklifin 6 Temmuz 1932’de Milletler Cemiyeti Genel
Kurulu’nca kabulü ve bu kararın 18 Temmuz 1932’de de T.B.M.M. Genel
Kurulu’nda onaylanması sonucu, Türkiye resmen Milletler Cemiyetine üye olarak
katılmıştır.
2.Balkan Antantı
Türkiye’nin bu dönemde takip ettiği dünya barışının korunması
çerçevesinde, Balkanlar ve Ortadoğu özellikle barışın korunması konusunda en
faydalı bölgeler olarak görülmüş ve bunun için çaba sarf
edilmiştir.
Türkiye zaten hem barışın korunması, hem de Balkan ülkeleriyle olan
dostluk ilişkilerine verdiği önemin bir göstergesi olarak 1923’te Arnavutluk,
1925’de Bulgaristan ve Yugoslavya ile birer Dostluk Antlaşması imzalamıştı.
Gerek bu antlaşmaların Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkileri
geliştirmesi, gerekse 1930 yılında Türk-Yunan işbirliğinin gerçekleşmesi Balkan
Antantı’nın kurulmasına giden yolda önemli mesafe alınmasını sağlayan unsurlar
olmuştur.Ayrıca Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu yakınlaşmanın bir sonucu
olarak, 1933’te Dostluk ve Sınır Güvenliği Antlaşması’nın imzalanması, Balkanlar’daki
olumlu havayı daha da geliştirmiştir.
Bu dönemde, Balkanlar’da Türkiye’nin öncülüğünde gelişen dostluk ve
işbirliği havası, 1930’lardan itibaren ortaya atılmış olan Balkan Antantı
fikrini güçlendirmiştir.Özellikle 1933 yılında Almanya’da Nazilerin iktidara
gelmesi bu fikrin, uygulamaya dönüştürülmesini sağlamıştır.
Balkan Antantı oluşturulurken, Balkan meselelerine büyük ilgi gösteren
İngiltere, Fransa, İtalya, S.Rusya gibi büyük devletlerin onayı alınmış, ancak
Bulgaristan ve Arnavutluk sonradan politikalarını değiştirerek bu birliğe
katılmama kararı almışlardır. Balkan Antantı Türkiye, Yunanistan, Romanya ve
Yugoslavya arasında 9 Şubat 1934’de imzalanmıştır. Bu antlaşmanın 6 Mart
1934’de T.B.M.M. tarafından onaylanması ile Türkiye resmen Balkan Antantı’nın
üyesi olmuştur.
Balkan Antantı ile bu ülkeler, Balkanlar’daki sınırlarını bölgedeki
revizyonist devletlere karşı korumak amacıyla tedbirler alacak, Balkanlar’da
barışın korunması ve güçlendirilmesi konusunda birbirlerine yardım edeceklerdir.
Bu birlik Türkiye’nin batı dünyası ile, özellikle de İngiltere ve Fransa ile
ilişkilerini güçlendirmesine yol açmıştır.
3. Sâdâbâd Paktı
Türkiye Balkanlarda uyguladığı bölgesel barışın korunması ve
işbirliğinin güçlendirilmesi politikasını, Ortadoğu’da da bu dönemde uygulamak
için gayret sarfetmiştir.Bu amaçla 1932 ve 1936 yıllarında olmak üzere üç kez
Irak ile ve yine 1937 yılında bir kez de Mısır ile dostluk ve çeşitli konularda
işbirliğini sağlayan antlaşmalar imzalanmıştır. Bunun yanı sıra 1935’de
Türkiye-İran-Irak arasında Ortadoğu’da bölgesel işbirliğini geliştirmek
gayesiyle üçlü bir antlaşma imzalanmış, bu antlaşmaya daha sonra Afganistan da
katılmıştır.
Ancak Ortadoğu’da barış havasının estiği bu dönemde İtalya’nın
Habeşistan’a saldırması, Doğu Akdeniz’de İtalyan tehlikesini daha
belirgin hale getirmiş ve tedbir alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu nedenle
bölgesel işbirliğinin daha etkin hale gelmesi gündeme gelmiştir. Bu anlayış
doğrultusunda Türkiye’nin öncülüğünde Türkiye, Irak, İran ve Afganistan
arasında, Tahran’daki Sâdâbâd Sarayında 1937’de Sâdâbâd Paktı imzalanmıştır.Bu
antlaşma 1938’de T.B.M.M. tarafından onaylanarak, yürürlüğe girmiştir.
Bu antlaşma ile taraflar kendi aralarındaki dostluk ilişkilerini devam
ettirirken, aynı zamanda her konuda işbirliğine girmeyi de taahhüt etmişlerdir.
Bunun yanısıra bu paktın bir başka önemi ise, Irak’ın İngiltere’nin mandası
altında olması nedeniyle dolaylı olarak Türkiye ile İngiltere arasında da bir
işbirliğinin gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Türkiye Balkan Antlaşmasından sonra, Sâdâbâd Paktıyla hem
batıda hem de Ortadoğu’da bir güvenlik sistemi kurarak, kendisi için önemli
gördüğü Balkanlar ve Ortadoğu’daki barışçı politikasını kuvvetlendirmiştir.
4-(1932-1938) Türk Sovyet İlişkileri
Türk-Sovyet ilişkileri cumhuriyetin ilk yıllarında oldukça dostluk
havası içinde geçmişti.Ancak iki ülke arasındaki bu dostane ilişkiler,
Türkiye’nin 1930’lardan itibaren Batılı Devletlerle işbirliğine
girmesinden olumsuz etkilenmiştir. Buna rağmen Türkiye Başbakanı ve Dışişleri
Bakanları 1932’de S.Birliğini ziyaret etmişler ve bu ziyaret ilişkilere bir
canlanma getirmiştir. Türkiye Sovyetlerle yaşadığı bu olumlu havayı bozmamak
düşüncesiyle 1932’de Milletler Cemiyetine girerken, Sovyetlerin tasvibini
almayı da ihmal etmemiştir. 1933 yılında iki ülke arasında zaman zaman görüş
ayrılıkları yaşanmasına rağmen ilişkiler sıklaşarak devam etmiş, ancak 1934
yılında ilişkilerde kopukluk yaşanmaya başlanmıştır.Ancak bu dönemde bile
Türkiye S.Birliği ile dostluğu sürdürmeye özen göstermiştir. 1933’de
Almanya’da Nazilerin işbaşına gelmesinden büyük rahatsızlık duyan
Sovyetlerin İngiltere ile ilişkilerini artırması, Türkiye’nin işini
kolaylaştırmıştır. S.Birliği’nin de 1934’de Milletler Cemiyetine girmesi
Türk-Sovyet ilişkilerinde rahatlama sağlamıştır.
Sovyetler, bu dönemde imzalanan Balkan Antantı’ndan da rahatsızlık
duymuşlar, ancak Türkiye tarafından kendilerine gerekli güvencelerin
verilmesinden sonra Türk-Sovyet ilişkileri 1936’ya kadar olumlu bir seyir
izlemiştir.1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasından sonra iki ülke
arasındaki dostluk havasını sürdürme imkânı kalmamıştır. Sovyetlerin dış
politikasındaki bu değişiklik sadece Türkiye’ye özgü değildir.S.Rusya bu
dönemde can düşmanı kabul ettiği Almanya ile olan ilişkilerinde değişiklik
yapmış ve Almanya ile 1939’da bir antlaşma imzalamıştır.1945’den itibaren
Sovyetler yayılmacı bir politika izleyerek, Türk topraklarına göz dikmişler ve
bunu da açıkça ifade etmekten çekinmemişlerdir.
5. Türk İtalyan İlişkileri (1932-1938)
Bu dönem Türk-İtalyan ilişkilerinin gelişiminde 1928 Türk-İtalyan
antlaşmasının tesiri olmuştur. Bu antlaşma Türkiye ile İtalya arasında büyük
bir yakınlaşma sağlamamış olsa bile, 1934’e kadar ilişkilerin olumlu devam etmesinde
rol oynamıştır. 1934’de İtalya’nın Orta ve Yakındoğu’ya
yayılma emellerinin ortaya çıkması Türk-İtalyan ilişkilerinin bozulmasına yol
açmış, 1935’de İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ise Türkiye’yi
endişelendirmiştir.Milletler Cemiyeti’nin İtalya’yı bu saldırgan politikasından
vazgeçirmek gayesiyle İtalya’ya karşı zorlayıcı tedbirler uygulaması,
Türkiye’nin de bu tedbirlere destek vermesi Türk-İtalyan ilişkilerinin tamamen
bozulmasına neden olmuştur. Özellikle İtalya’nın 1936 yılında 12 adayı kuşatması,
Türkiye’yi huzursuz etmiş ve ilişkileri gerginleştirmiştir.Ayrıca Türkiye
ile yapılan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde İtalya, konferansa katılmamış ve
Türkiye’nin boğazlarla ilgili isteklerine karşı çıkmıştır.Bu gerginlik 1937’de
iki ülke arasında Akdeniz konusunda yapılan bir anlaşma ile nispeten
yumuşamıştır. Ancak bu yumuşamanın ardında İtalya’nın Türkiye’yi,
Almanya-İtalya grubunun yanına çekmek istemesi gerçeği yattığı için, yumuşama
dönemi kısa sürmüştür.Oldukça zikzaklı bir seyir takip eden Türk-İtalyan
ilişkileri, Türkiye’nin statükocu devletler safında yer almasında etkili
olmuştur.
6.(1932-1938) Türk-Alman İlişkileri
Almanya, I.Dünya Savaşı’nda yenilerek, imzaladığı Versailles Antlaşması
yüzünden uluslar arası diplomatik ilişkilerden uzak kalmış ve dünya siyasetinde
aktif bir rol oynayamamıştır.Bu nedenle 1932 yılına kadar Türk-Alman ilişkileri
çok düşük bir seviyede gerçekleşmiştir.
Ancak 1933’de Nazi yönetiminin işbaşına geçmesiyle Almanya, siyasî ve
ekonomik gücünü artırmağa başlamıştır. Buna bağlı olarak Almanya 1933’ten
itibaren Orta Avrupa ve Balkanları ekonomik nüfuzu altına almaya yönelmiştir.
Almanya’nın dünya siyasetinde aktif bir rol oynamaya başlaması ile birlikte,
1934’ten itibaren Türkiye ile Almanya arasında ekonomik ilişkiler hızla
gelişmeye başlamıştır. 1938’de Almanya ile Berlin’de bir ticaret antlaşması
imzalanmış,Alman Ticaret Bakanı Türkiye’yi ziyaret etmiştir.Bu ziyaret
sonucunda Almanya’nın Türkiye’ye kredi vermesi ile ilgili bir antlaşma
yapılmıştır. Ancak Almanya bu dostluğu kullanarak,Türkiye’yi Revizyonist
ülkeler grubuna çekmeye çalışmıştır.Bundan rahatsızlık duyan
Türkiye,Almanya’nın 1939’da Çekoslovakya’yı işgalini kınamış,Almanya ve
İtalya’nın yayılmacı politikasına karşı Antirevizyonist ülkelerin yanında yer
alarak, Almanya ile siyasî açıdan yolunu ayırmıştır.
7.(1932-1938) Türk-İngiliz İlişkileri,Montrö Boğazlar Sözleşmesi
19323-1932 yılları arasında Musul sorunu yüzünden oldukça gergin olan
Türk-İngiliz ilişkileri, bu dönemde daha dostça ve karşılıklı anlayış
çerçevesinde geçmiştir. Bu dönemde yaşanan olaylar Türk-İngiliz yakınlaşmasını
artırmıştır.Bu olayların başında,İtalya’nın Habeşistan’a saldırması
gelmektedir.Bu olay üzerine 1936’da Türkiye-İngiltere-Yunanistan-Yugoslavya
arasında Akdeniz Paktı adıyla bir antlaşma imzalanmıştır.1936 Montrö Boğazlar
Konferansı’nda bu yakınlaşmanın bir sonucu olarak İngiltere, Türkiye’yi
desteklemiştir.1936’da İngiltere Kralı VIII. Edward, İstanbul’u ziyaret ederek,
Atatürk ile bir görüşme yapmıştır.
Bu dönemde iki ülke arasındaki siyasî dostluk, ekonomi alanında da
kendisini göstermiştir.1937’de İngilizlerin yardımıyla Karabük Demir-Çelik
Fabrikası kurulurken, 1938’de İngiltere’nin Türkiye’ye kredi vermesini öngören
bir antlaşma imzalanmıştır.
Ayrıca yine bu dönemde Türkiye’nin İngiltere ile
olan ilişkilerinde yeni bir dönem açılmış,1937 Nyon Konferansı’nda Türkiye
İngiltere ile birlikte hareket etmiştir. Bunu sonucunda 1939’da
Türkiye-İngiltere-Fransa arasında Karşılıklı Yardım Antlaşması yapılmıştır. Bu
olay Türkiye’nin yolunu kesin olarak çizdiğinin, uluslar arası meselelerde
barışı korumak için İngiltere,Fransa gibi Batı Avrupa ülkelerinin yanında yer
aldığının göstergesidir
Son Güncelleme : 04-03-2008 21:28
|