| Yazan: öss hazırlık,
Tarih: 05-03-2008 00:25
|
Okunma Sayısı : 470  |
Beğenilme : 14 |
Yayınlama yeri : INKILAP TARİHİ, İNKILAPLAR |
Çok Partili Siyasi Hayat
Siyasi parti; demokrasiyle yönetilen ülkelerde
halkın desteğini sağlamak suretiyle iktidar olmaya ve sürdürmeye çalışan,
sürekli ve istikrarlı bir örgüte sahip siyasi topluluktur. Bu anlamda siyasi
partiler, modern siyasi sistemlerin en önemli unsurlarından birisi olup,
demokrasiyi de oluşturan güçlerdir. Siyasi partilerin yer almadığı bir demokrasi
düşünülemez.
1. TBMM’de Çeşitli Grupların Ortaya Çıkması
23 Nisan 1920’de çalışmalara başlayan ilk BMM,
kendisini oluşturan milletvekillerinin katılma şekilleri itibarıyla üç
ayrı gruptan meydana gelmiştir. Bunlar; 19 Mart seçim genelgesine göre
seçilenler, Meclis-i Mebusan üyesi olup Ankara’ya gelebilmiş olanlar,
Yunanistan ve Malta’dan gelenlerdir. İlk meclisi oluşturan milletvekilleri
temel olarak Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmek amacında idiler. Bu sebeple
belirli bir siyasi görüşe sahip olmadıkları gibi, herhangi bir siyasi partiyi
de temsil etmemektedirler. Dolayısıyla aralarında birlikten söz etmek mümkün
değildir. Farklı yerlerden ve menşelerden gelen bu kişilerin, doğal olarak
düşünce yapıları da farklıdır. Bu durum zaman içinde kendini göstermiş, farklı
düşünceler mecliste gruplaşmaları da beraberinde getirmiştir. Bu grupların en
önemlileri :
Tesanüt (dayanışma) Grubu, İstiklâl Grubu, Müdafaa-i
Hukuk Zümresi, Halk Zümresi ve Islahat (reform) Grubudur.
Bu grupların
ortaya çıkması ile mecliste çalışmalar yavaşlamış ve çeşitli çekişmeler
yaşanmıştır. M. Kemal bu grupları bir araya getirerek, uzlaşma sağlamaya
çalışmışsa da bu teşebbüsünde başarılı olamamıştır.
2. Müdafaa-i Hukuk Grubu’nun Kurulması ve Bunun Halk Fırkasına
Dönüşmesi
M. Kemal ilk
TBMM’de ortaya çıkan grupların birleştirilmemesi üzerine, meclisin hızlı
çalışmasını sağlayacak formüller aramaya başlamıştır. Bulunan formüllerden biri
de, mecliste büyük bir grup kurmak suretiyle çoğunluğu ele geçirmek ve
böylelikle meclisi çalıştırmaktır. Bu amaçla M. Kemal 151 arkadaşıyla birlikte
10 Mayıs 1921’de mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu adıyla bir
grup kurmuştur. Aynı gün yapılan seçimden sonra grubun başkanlığına M
Kemal getirilmiştir.Grubun iki maddeden oluşan programı şu
şekildedir:
1) Grup, Misak-ı Millî ilkeleri çerçevesinde milletin
bağımsızlığını sağlayacak bir barışın elde edilmesi için,milletin bütün maddi
ve manevi gücünü kullanarak çalışacak.
2) Grup,devlet ve milletin teşkilatını, Teşkilat-ı Esasiye
Kanunu’nun koyduğu ilkeler çerçevesinde tespit edecek ve
hazırlayacak.
Meclisi çalıştırma doğrultusunda önemli bir adım
atan M Kemal, meclisteki bütün milletvekillerinin bu grubun tabii üyesi
olduğunu vurgulayarak, grubun dışında kalanların serbest hareket etmek isteyen
birkaç kişiden ibaret olduğunu ifade etmiştir.Zamanla Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk Grubu dışında kalanlara İkinci Grup adı verilmiş ve bu
grup, yapılan bazı çalışmalara karşı çıkarak bir muhalefet hareketi
başlatmıştır.Ortaya çıkan bu muhalefet M Kemal’i hem yapmak istediği
inkılâpları halka mâl etme noktasında daha etkili olacağı, hem de ileride
yapılacak seçimlere bir parti ile girerek muhalefetin gücünü kırma düşüncesiyle
bir parti kurma kararına yöneltmiştir. M Kemal bu konudaki kararını 1922
Aralığı’nda, Halk Fırkası adıyla bir siyasî parti kurulacağını söyleyerek
açıklamıştır.Bu açıklamadan sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nun,
Halk Fırkası’na dönüştürülmesi düşüncesi benimsenmiş ve bu karar kamuoyuna da
duyurulmuştur. 9 Eylül 1923 günü Halk Fırkası resmen kurulmuş, böylece ilk
direnişle birlikte başlayan siyasî örgütlenme süreci, bir siyasi partinin
resmen kurulmasıyla tamamlanmıştır.Halk Fırkası çalışmalarını bir süre bu
isimle sürdürmüş, ancak Genel Başkan M Kemal’in isteği doğrultusunda partinin
adı 1924’de Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirilmiştir.İkinci
TBMM’nde çoğunluğu elde eden ve cumhuriyet devrinin ilk siyasi partisi
olan Cumhuriyet Halk Fırkası inkilâpların öncülüğünü yapmıştır.
3-Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
Mili Mücadele’nin kazanılmasından sonra sıra Türk
Milleti’nin çehresini her alanda değiştirecek inkılâpların yapılmasına
gelince,inkılâpların şekli ve zamanı konularında M. Kemal ve bazı
arkadaşları arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.Bu görüş ayrılıkları
zamanla iyice belirginleşmiş ve çok geçmeden bu kişiler mensubu oldukları
Cumhuriyet Halk Fırkası’nın icraatlarına karşı çıkmaya
başlamışlardır.Muhalifler Cumhuriyet Halk Fırkası’nın çatısı altında kalmayı
uygun görmeyerek,istifayı düşünmüşlerdir.Aralarında M. Kemal’in silah
arkadaşlarının da bulunduğu (Bunlardan bazıları Kazım Karabekir,Ali Fuat
Cebesoy, Refet Bele,Rauf Orbay ve Adnan Adıvar’dır) onbir kişilik bir
grup bu çerçevede Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan istifa ederek ayrılmışlardır.Bu
grup 1924 anayasasının çok partili rejime geçilmesine fırsat vermesinden
yararlanarak,17 Kasım 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla yeni bir
siyasi parti kurmuştur.Milli Mücadele sırasında M. Kemal’in etrafındaki ilk
halkayı teşkil eden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları, muhalefet
kontrolü olmaksızın bütün kuvvetlerin mecliste toplanmasının otoriter bir idare
doğuracağı endişesini taşıyorlardı. Bu sebeple parti mecliste etkili bir
muhalefet yaparak, demokratik bir denge kurmak amacındaydı.Bu nedenle
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, cumhuriyet tarihimizin ilk muhalefet
partisi olma özelliğini taşır.
Terakkiperver Fırka’nın yapılan seçimler sonucunda
genel başkanlığına Kazım Karabekir, ikinci başkanlığına Rauf Orbay,genel
sekreterliğine ise Ali Fuat Cebesoy getirilmişlerdir.
Terakkiperver
Fırka kurucuları programlarında millet iradesine ve cumhuriyet yönetimine olan
bağlılıklarını vurgulamışlar, toplumu çağdaşlaştıracak değişikliklerin
birdenbire değil, zamanla gerçekleşeceğini iddia etmişlerdir.Cumhuriyet Halk
Fırkası’na nazaran daha liberal ve demokrat görüşleri benimsedikleri için,
fırka yöneticileri dini inançlara saygılı olduklarını belirtmişlerdir.
M. Kemal Türkiye’de demokrasinin yerleşmesini arzu
ettiğinden başlangıçta yeni bir siyasî partinin kurulmasından memnun
olmuştur.Ancak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası zamanla mecliste sert
tartışmalara giren, saltanat ve hilâfetin kaldırılmasından memnun olmayan üyelerin
yanı sıra, ittihatçıların da bünyesinde yer almaya başladığı bir parti haline
gelmiş,inkılâplara karşı olanlar açısından,inkılâpları engelleyecek son umut
olarak görülmüştür.Dolayısıyla M. Kemal’in bu parti ile ilgili düşünceleri de
değişmiştir.
4.Şeyh Sait İsyanı ve Terakkiperver Fırka’nın Kapatılması
Lozan’dan sonra Musul konusunda Türkiye ile yaptığı ikili
görüşmelerden de bir sonuç elde edemeyen İngiltere, Musul’un Türk
halkının Türkiye ile birleşme isteğini ve Türkiye’nin Ortadoğu’da kendisi
aleyhinde bir durum yaratmasını önlemeye çalışmaktadır.Bu çerçevede İngiltere,
Türkiye içinde bir takım karışıklıklar çıkarma ve ihtilâl hareketlerini
körükleyerek, Türkiye’yi zayıflatma planları yapmaktadır. Bu amaçla Şeyh Sait
isimli biri tarafından 13 Şubat 1925’de Genç iline bağlı Piran’da bir isyan
hareketi başlatılmıştır. İngiltere’nin desteği sayesinde kısa sürede doğu
illerinin bir bölümünü saran isyan ile İngiliz himayesinde bir Kürt Devleti
kurulmasına çalışılmıştır. Şeyh Sait ve arkadaşlarının hareketi aynı zamanda
dinî-siyasî niteliği de olan bir harekettir. Çünkü “din elden gidiyor”
şeklindeki propaganda ile halkın kandırılmasına çalışılmış, cumhuriyet ve
inkılâpların ortadan kaldırılması plânlanmıştır.
Memleket içindeki cumhuriyet ve inkılâplara karşı olanların da Şeyh
Sait isyanını desteklemesiyle durum oldukça ciddi bir hal almıştır.
Bunun üzerine T. Cumhuriyeti Devleti hem isyanı bastırarak asayişi
yeniden sağlamak, hem de vatanın parçalanmasını önleyerek varlığını devam
ettirmek gayesiyle 4 Mart 1925 tarihinde “Takrir-i Sûkûn Kanunu”nu çıkartmış ve
yine aynı tarihte biri isyan bölgesinde, diğeri de Ankara’da olmak üzere iki
İstiklâl Mahkemesi kurmuştur.
Terakkiperver Fırka’nın programında yer alan bazı maddelerden
faydalanmak isteyen bir takım kişilerin partiye üye olmaları ve parti
mensupları tarafından yapılan propagandaların halkı isyana teşvik ettiği
düşüncesinin ortaya çıkması üzerine Diyarbakır İstiklâl Mahkemesi, isyanla
ilgileri olduğu gerekçesiyle fırkanın bölgedeki bütün şubelerini kapatmıştır.
Daha sonra Ankara İstiklâl Mahkemesi de, Terakkiperver C. Fırkası ile
ilgili yaptığı araştırmada, bu fırka tarafından yapılan propagandalarda din ve
dince kutsal sayılan şeylerin istismar edildiğini tespit etmiştir. Bu tespit
üzerine Bakanlar Kurulu, Takrir-i Sûkûn Kanunu’nun kendisine verdiği yetkiye
dayanarak, Terakkiperver C. Fırkasını ülkedeki bütün şubeleriyle birlikte
kapatmıştır.
Şeyh Sait İsyanı’nın Sonuçları:
Terakkiperver C. Fırkası
isyanda rolü olduğu gerekçesiyle kapatıldı.
Şeyh Sait İsyanı,
Türkiye’de çok partili siyasî hayata geçiş için elverişli ortamın henüz
olgunlaşmamış olduğunu gösterdi.
Doğu Anadolu’da bozulan
huzuru sağlamak için çıkarılan Takrir-i Sûkûn Kanunu,1929’a kadar yürürlükte
kaldı.
T. Cumhuriyetini yıkmaya
yönelik ilk isyan bastırıldı.
İngiltere, Türkiye bu
isyanla yıprandığı için, Musul sorununu kendi lehine çözmede büyük bir avantaj
sağladı.
5. İzmir Suikastı
Şeyh Sait isyanı sonrasında inkılâpların karşısında olan unsurların
sindirilmesi konusunda sertlik politikasına devam edilmiştir. Bu sırada yapılan
inkılâpları halka anlatmak maksadıyla 1926 Baharı’nda yurt gezilerine çıkmayı
planlayan Atatürk’ün programında,Balıkesir üzerinden 17 Haziran’da İzmir’e
gidilmesi de vardır. Ancak aynı günlerde iktidar ve muhalefet arasındaki
gerginlik devam etmektedir. İşte böyle bir ortamda menfaatleri zedelenen bazı
kişiler, Terakkiperver Fırka’nın kapatılmasından sonra, cumhuriyeti ve
inkılâpları ortadan kaldırarak, eski günlere dönmek şeklindeki amaçlarına
ulaşmak gayesiyle M. Kemal’i öldürmeye karar vermişlerdir. Bu işi de, O’nun
İzmir’e yapacağı seyahat sırasında gerçekleştirmeyi plânlamışlardır. Suikastı
plânlayan Ziya Hurşit ve arkadaşlarına Giritli Şevki yardım edecek ve onları
suikasttan sonra Yunan adalarına kaçıracaktır. Ancak çeşitli sebeplerden
dolayı M. Kemal’in İzmir’e yapacağı seyahatin bir gün gecikmesinden
şüphelenen Giritli Şevki’nin, meseleyi yetkililere haber vermesi ile olay
ortaya çıkmıştır. Olayın ortaya çıkması üzerine Ankara İstiklâl Mahkemesi
Heyeti, İzmir’e giderek olaya el koymuş ve olayla ilgisi olduğu düşünülen
kişiler yakalanarak tutuklanmışlardır. Bu kişiler arasında İttihatçılar ve
Terakkiperver Fırka mensupları da vardır. M. Kemal’e göre suikastın arkasında
Terakkiperver Fırka vardır ve bu suikast birkaç kişinin eseri değil,
muhaliflerin inkılâp ve cumhuriyet aleyhine giriştikleri büyük bir ihanetin
eseridir. Dolayısıyla Terakkiperver C. Fırkası üyelerinin tutuklanmaları
gerekmektedir. Hatta M. Kemal, “İttihatçıların Terakkiperver Fırka ile
örgütlendiklerini ve bir darbe ile iktidara gelmek istediklerini, suikastı de
bu nedenle plânladıklarını” düşünmektedir.İsmet Paşa’nın böyle düşünmemesine
rağmen, Kazım Karabekir Paşa Terakkiperver C. Fırkası başkanı olarak Ankara’da
tutuklanmış ve 26 Haziran 1926 sabahı İzmir’e getirilmiştir. Aynı gün
İstanbul’dan parti üyesi olan Refet Bele, Cafer Tayyar, Ali Fuat Cebesoy ve
İttihatçı eski Maliye Bakanı Cavit Bey de arkadaşlarıyla birlikte
yargılanmak üzere İzmir’e getirilmişlerdir.
Yargılama sonucunda İttihatçıların daha önce kapatılan ve Terakki
Fırkası’nı yeniden dirilterek, Terakkiperver Fırka’nın da desteği ile iktidara
gelmek niyetinde oldukları kanaatine varılarak, Cavit Bey, Dr. Nazım Bey ve
Naili Bey idam edilmişlerdir. Kazım Karabekir Paşa suçsuz bulunarak, serbest
bırakılmış, bazı İttihatçılar tutuklanmış, bu olayla İttihat ve Terakki’nin
Türk siyasî hayatından silinmesi doğrultusunda önemli bir adım atılmış,
muhalefet sindirilmiştir.
6. Serbest Cumhuriyet Fırkası
Terakkiperver Fırka’nın 3 Haziran
1925’de kapatılmasıyla Türkiye’de çok partili rejim denemesi de sona ermiş ve
yeniden tek parti dönemi yaşanmaya başlanmıştır. Ancak dışarıdan bakıldığında
tek parti yönetimi yanlış değerlendirmelere yol açmakta, sanki Türkiye
diktatörlükle yönetiliyormuş gibi bir havanın yayılmasına sebep olmaktaydı. Bu
değerlendirmelerden rahatsızlık duyan Atatürk, yeniden çok partili siyasi
hayata geçilmesi düşüncesindeydi.
Ayrıca, Türkiye’de 1922-1930 yılları arasında
yapılan inkılâplar, hükümete karşı bir direnme meydana getirmiştir. Özellikle
sanayileşme politikası ile alkollü içkiler, sigara, şeker, tuz ve deniz
nakliyatının devlet tekeline alınması bu hoşnutsuzluğu daha da arttırmıştır. Bu
siyaset aynı zamanda Türkiye’de büyük ölçüde ekonomik durgunluğa da yol
açmıştır.
Hükümet ise, prensip
olarak özel teşebbüse taraftar olduğunu ifade etmekle birlikte, takip ettiği
ekonomik politika ile dar bir devletçi görüşü benimsemektedir. Bu nedenle M. Kemal
devletçi düşünceyi benimseyen Cumhuriyet Halk Fırkasının karşısında, liberal
ekonomiden yana bir muhalif grubun bulunmasını faydalı ve lüzumlu görmektedir.
Bu nedenle hem dışarıda Türkiye aleyhinde ortaya çıkan yanlış değerlendirmeleri
ortadan kaldıracak, hem de içerideki sıkıntıları gidererek, rejimin sağlıklı
yürümesini sağlayacak yeni bir muhalefet partisinin kurulması gereklidir.
M. Kemal 1930 yılının yaz aylarını
Yalova’da geçirmektedir. O günlerde M. Kemal’in yakın arkadaşı Paris Büyükelçisi
Fethi Okyar da Yalova’da M. Kemal ile görüşmeler yapmaktadır. Bu görüşmelerde
Fethi Bey, M. Kemal’e sık sık İngiltere parlamentosundan ve oradaki siyasi
partilerden söz etmekte, Türkiye’de ki ekonomi ve demiryolu politikalarının
yanlışlığını anlatmaktadır. Bu görüşmelerden birinde M. Kemal, Fethi Bey’e bu
dediklerinizi yapabilmeniz için hemen bir siyasi parti kurunuz, partinin başına
geçerek düşüncelerinizi mecliste savununuz teklifinde bulunarak, O’nu yeni bir
parti kurmakla görevlendirmiştir.
M. Kemal tarafından yeni bir parti kurmakla görevlendirilen Fethi Bey
çalışmalarını tamamlayarak, 12 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı
kurmuştur.
Serbest C. Fırkası’nın bir muhalif parti olarak kurulmasından
maksat,birikmiş hoşnutsuzlukların giderilmesini sağlamak ve hükümeti hem
kusurlarını düzeltmeye, hem de ekonomik duruma yeni çareler aramaya sevk edecek
bir kontrol sistemi yaratmaktır.
Serbest Cumhuriyet Fırkası parti programına göre,
cumhuriyetçilik,milliyetçilik ve laiklik esaslarına bağlı, liberalizmi ve
kadınlara siyasî haklar verilmesini savunan bir partidir.
Serbest C.Fırkası, kuruluşundan hemen sonra özellikle Ege Bölgesi’nde
büyük bir taraftar kitlesi bulmuş ve önemli ölçüde teşkilatlanmıştır.Bu sebeple
Fethi Bey’in yerel seçimler öncesinde propaganda amacıyla Ege Bölgesine yaptığı
ziyaret ve burada yapılan toplantılara katılım büyük olmuştur.Bu toplantılar
sırasında halk alınan bütün tedbirlere rağmen, hükümet ve inkılâplar aleyhine
gösteriler yapmıştır. Bu durum, inkılâpların hayatiyetini temin açısından,
henüz bir muhalefet partisi teşkili için zamanın erken olduğunu
göstermektedir.Ancak kısa sürede büyük bir hızla gelişen parti, 1930 yılında
yapılan yerel seçimlere katılarak, 502 yerde belediye seçimlerini
kazanmıştır. C. Halk Fırkası, Serbest Fırka’nın seçimlerde usulsüzlük
yaptığını iddia etmiş ve 502 belediyenin, 22 tanesi geçerli sayılmıştır.
Yerel seçimlerde Serbest Fırka’nın yolsuzluk yaptığı iddiaları,
mecliste sert tartışmalara yol açmış ve bu durum M. Kemal ile Fethi Bey’i karşı
karşıya gelme noktasına getirmiştir. M. Kemal ile karşı karşıya gelmeyi arzu
etmeyen Fethi Bey, Serbest C. Fırkası’nın bir anda cumhuriyet ve inkılâplara
karşı olanların odaklandığı bir parti haline gelmesi üzerine, İçişleri
Bakanlığı’na verdiği bir dilekçe ile fırkanın kendi kendisini feshetmesini
sağlamıştır.Dolayısıyla Güdümlü Muhalefet Partisi olarak ortaya çıkan bu
partinin kapanmasıyla, Türkiye’de yeniden 1945’e kadar devam edecek olan tek
parti yönetimi kaçınılmaz olmuştur.
7. Menemen Olayı
Serbest Fırka’nın kendi kendisini feshetme kararı almasıyla adeta
boşlukta kalan cumhuriyet ve inkılâp karşıtları, Türkiye’de ki bu değişimi sona
erdirecek bir arayış içine girmişlerdir.Onlara göre bir isyan çıkararak,
Türkiye’deki eski günlere dönüşü sağlamak, başvurulacak yollardan birisi
olarak görülmektedir.Manisa’nın bir köyünden geldikleri sanılan altı kişinin
Menemen’e gelerek şeriat istemeleri ile isyan patlak vermiştir. Olayın
duyulması üzerine bölgeye gelerek, isyancılara engel olmak isteyen Asteğmen
Kubilay ile Hasan ve Şevki adındaki iki bekçi isyancılar tarafından
öldürülmüşlerdir. Sıkı yönetimin ilan edildiği bölgeye, daha sonra askerî
birliklerin gelmesiyle isyancılardan üçü öldürülmüş, diğerleri de
yakalanmıştır. İçlerinden Derviş Mehmet isimli kişinin peygamberlik iddiasıyla
başlayan olay, şiddet kullanılarak bastırılmış, ancak bu olayın 6 kişinin
gerçekleştirdiği bir olay olamayacağı, olayın arkasında başka güçlerin varlığı
düşüncesiyle çok yönlü araştırma yapılmıştır. Olay sonrasında 34 kişi idam
edilmiş, 41 kişi de çeşitli sürelerde hapis cezasına çarptırılmışlardır.
Son Güncelleme : 05-03-2008 00:25
|