| Yazan: öss hazırlık,
Tarih: 04-03-2008 21:18
|
Okunma Sayısı : 1388  |
Beğenilme : 15 |
Yayınlama yeri : INKILAP TARİHİ, İNKILAPLAR |
Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
Halife,sözlük anlamı olarak ”ardından gelen “demektir. Halife
genellikle İslâm ülkelerinde devlet başkanı için kullanılmıştır.
İslâm terminolojisinde ise; Hz.Muhammed’in ölümünden sonra, O’nun
yerine geçen kişi, yani müslümanların din ve devlet başkanı anlamına
gelir.İslami hakimiyet anlayışına göre halife, hem devlet ve hükümet başkanı ve
ordu komutanı olarak dünyaya ait iktidarı temsil eder, hem de baş imam olarak
halkın dini lideri durumundadır.
Halifeliğin tarihçesine baktığımızda, Hz.Muhammed’in ölümünden sonra
ilk dört halifenin seçimle iş başına geldiklerini görürüz. Emeviler döneminde
seçim geleneği bir tarafa bırakılarak,halifelik babadan oğula geçen bir
müessese şekline dönüştürülmüştür. Abbasiler döneminde de veraset sistemi devam
ettirilmiştir. Abbasilerden sonra halifelik Memlükler Devleti’ne geçmiştir.
İslâmiyet’in geniş bir coğrafyaya yayılmasıyla birlikte bazı sultanlar,
değişik zamanlarda ve yerlerde, kendi topraklarında bir hükümdarlık ifadesi
olarak Halife ünvanını kullanmaya başlamışlardır.Bu çerçevede Osmanlılarda da ,
I.Murat’tan itibaren bazı padişahların zaman zaman halife ünvanını
kullandıkları bilinmektedir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden sonra,
İslâm dünyasının lideri durumuna gelen Osmanlı padişahları, kendilerini bütün
İslâm aleminin halifesi saymaya başlamışlardır. Bu tarihten sonra artık Osmanlı
padişahları İslâm dünyasındaki tek halifedirler. Dolayısıyla padişahlar hem
imparatorluk halkının hükümdarı, hem de bütün müslamanların dini lideri
durumundadırlar.
Bu tarihlerde Osmanlı padişahları siyasi üstünlükleri devam ettiği için
halifelik makamının maddi ve manevi gücünden yararlanmayı düşünmemişlerdir.
Hilâfet politikasının Osmanlı siyasetinin başlıca unsurlarından biri haline
gelmesi, ilk defa Büyük Güçler tarafından Müslüman ve Müslüman olmayan tebaanın
devlet aleyhine tahrik ve teşvik edilmeye başlandığı ve Osmanlı Devleti’nin
bunlara karşı başka yollardan yeterli karşılık verme imkânının kalmadığı zamana
rastlar. Bu dönemde devletin zayıflamasıyla birlikte, halifeliğin manevi
gücünden faydalanma düşünülmüştür. 1789 Fransız İhtilali’nden sonra Osmanlı
Devleti aleyhine gelişen milliyetçilik akımına karşı, halifeliğe daha fazla
önem verilerek, Panislâmizm politikası uygulanmıştır. Ancak Araplar arasında da
milliyetçilik fikirleri yayılmış olduğu için Panislâmizm politikası başarıya
ulaşamamıştır. Nitekim I. Dünya Savaşı sırasında cihad çağrısının gerekli
etkiyi yapmaması, Panislâmizm politikasının başarısızlığının göstergesidir. Bu
olay halifeliğin gücünün azaldığını, dolayısıyla Osmanlı Devletini kurtarma
hususunda halifelikten fayda beklemenin boş bir hayal olduğunu da ortaya
koymaktadır.
1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılmasından sonra, halkın Halifeliğin
kaldırılmasına henüz hazır olmadığı düşüncesiyle, halifelik makamının bir süre
daha devam ettirilmesine karar verilmiştir. Ancak Lozan’dan sonra hem mecliste
hem de kamuoyunda meclis tarafından halife seçilen ve yetkileri sınırlandırılan
Abdülmecit Efendinin yetki sınırlarını aştığı, bir hükümdar gibi davranmaya
başladığı şeklinde bir tartışma başlamıştır. Bu sırada Halk Fırkası
milletvekilleri de Halifenin durumunun yeniden gözden geçirilmesi, hatta
Halifeliğin kaldırılması doğrultusunda bir tutum içerisine girmişlerdir. Buna
karşılık bir başka grup da Halifeliğin korunması görüşünü benimsemişlerdir.
Aslında milliyetçilik ve milli egemenlik ilkesi üzerine kurulmuş olan
yeni cumhuriyet ile, ümmetçilik düşüncesi üzerine kurulu olan Halifeliğin
birbiriyle bağdaşması mümkün değildir. Nitekim son halife Abdülmecit
Efendi’nin, yeni devlet statüsüne uyum sağlamakta güçlük çektiği ve eski
statüye dönmek istediği yaptığı hazırlıklardan belli olmaktadır. Abdülmecit
Efendi’nin bir devlet başkanı gibi kabullerde bulunması ve bazı devlet ileri
gelenlerinin Halife ile olan ilişkilerini kesmemeleri durumu karmaşık bir hale
sokmuştur. Bu sırada Hindistan Halifelik Komitesi adına, Hint Müslümanlarının
lideri Ağa Han ve Emir Ali, Başbakan İsmet Paşa’ya Halifeliğin korunması ve
manevi gücünün arttırılması gerektiği konusunda bir mektup göndermişlerdir.
Özellikle Emir Ali’nin, İngiltere Kralı’nın özel danışmanı olması, M. Kemal
Paşa’yı, Halifeliğin yabancı güçlerce zararlı bir biçimde kullanılabileceği
endişesine sevk etmiştir.
Bu gelişmelerden sonra M. Kemal 1 Mart 1924’de meclisi açış
konuşmasında, halifeliğin kaldırılması düşüncesinde olduğunu açıklamıştır.
Meclis genel kurulu 3 Mart 1924 günü Halifelik meselesini görüşmek üzere
toplanmıştır. Bu sırada verilen “Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı
Hanedanının yurt dışına çıkartılması “ile ilgili kanun teklifi, yapılan
görüşmelerden sonra kabul edilmiş ve halifelik resmen kaldırılmıştır.
Halifeliğin kaldırılmasıyla, devlet düzeninin lâikleştirilmesi
konusunda büyük bir engel ortadan kaldırılırken, saltanat ve hilâfet
yanlılarının güç aldığı önemli bir makama da son verilmiştir.
Halifeliğin kaldırılmasının yurt içinde ve dışında çeşitli yansımaları
olmuştur. İçeride saltanat ve hilafet yanlıları bu karardan dolayı rahatsızlık
duymuşlardır. Batı dünyası bu karardan dolayı şaşkınlık ve hayranlığını
gizleyemez iken, İslâm alemi rahatsızlık duymuş ve olumsuz tepkiler ortaya
koymuştur.
3 Mart 1924 Halifeliğin kaldırıldığı gün çıkarılan diğer yasalar
şunlardır:
Şer’riyye ve Evkâf
Vekâleti kaldırıldı. Yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel
Müdürlüğü kuruldu.
Erkân-ı Harbiye-i Umumiye
Vekâleti kaldırıldı. Bununla da, Genel Kurmay Başkanlığı’nın hükümet ve siyaset
dışına çıkması sağlandı.
Tevhid-i Tedrisat kanunu
kabul edilerek, eğitimde birlik sağlandı.
Osmanlı hanedanının yurt
dışına çıkarılması kabul edildi.
Bu bilgilerin ışığı
altında halifeliğin kaldırılmasının nedenleri ve sonuçları şunlardır:
Halifeliğin
Kaldırılmasının Nedenleri
Saltanatın
kaldırılmasından ve Cumhuriyetin ilânından sonra, halifeliğin önemini yitirmesi.
Devlet başkanı olarak
cumhurbaşkanı ile halifenin birlikte bulunmasının sakıncalı olması.
TBMM tarafından halife
tayin edilen Abdülmecit Efendi’nin, devlet başkanı gibi davranması.
Halifelik kurumunun,
lâikliğe ve cumhuriyet rejimine ters düşmesi.
Eski rejim taraftarlarının
saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanından sonra, halifeliğe
sığınmaları.
Bazı TBMM üyelerinin
halifeyi milletin üzerinde görmeye başlamaları, “TBMM halifeliğin, halife de
TBMM’nindir” şeklinde propaganda yapmaları.
İslâm aleminin halifeliğin
korunması konusunda İsmet Paşa’ya yazdıkları mektubun, İsmet Paşa’nın eline
geçmeden muhalefeti temsil eden “Tanin” gazetesinde yayınlanması.
Halifeliğin
Kaldırılmasının Sonuçları
Lâikliğe geçişin en önemli
aşaması gerçekleşti.
İnkılâplar için elverişli
ortam hazırlandı
Milli egemenlik daha da
pekişti
Ümmetçilik arayışları sona
erdi.
Son Güncelleme : 04-03-2008 21:18
|