|
Ordu Yönetimi
Kara Kuvvetleri :Osmanlı Devleti askeri teşkilatı daha çok, Anadolu Selçuklu
Devleti'nin, İlhanlılar ve Memlükluların askeri teşkilatlarına benzerlik
göstermektedir. Kuruluş yıllarında merkeze bağlı beyler, kendilerine bağlı
aşiret kuvvetleri ile merkez emrinde savaşa katılmışlar, bu birliklerin
tamamının atlı olması nedeniyle, sürekli savaşa hazır bir kara kuvvetine
ihtiyaç duymuşlardı. Oluşturulan bu kara ordusunun atsız askerlerine "yay",
atlı askerlere de "müsellem" denmişti. Onlu sistem denilen ve
askerlerin onar ve yüzer kişilik mangalar ve bölüklere ayrıldığı, on kişilik
grupların "onbaşı", yüz kişilik grupların "yüzbaşı", bin
kişilik birliklerin de "binbaşı" denilen subayların emrine verildiği
bu ordu teşkilatı, Kapıkulu Ocakları'nın kuruluşuna kadar savaşlara katılmıştı.
Osmanlı Devleti'nde kara ordusu temelde üç bölüme ayrılırdı: Kapıkulu
Askerleri, Eyalet Askerleri ve Yardımcı Kuvvetler.
Kapıkulu Askeri
Kapıkulu Piyadeleri :Osmanlı Devleti, Rumeli yönünde gelişmeye başlayınca sürekli bir
orduya ihtiyaç duyulmuştu. Merkez ordusu, 1.Murat oluşturmuştur. İstanbul,
Edirne, Bursada önce “Pençik” sonra “Devşirme” yoluyla yetiştirildiler.Bu
amaçla kullanılmaya başlanan Devşirme sistemi ile savaşlarda esir alınan
hristiyan gençlerden veya Osmanlı egemenliğindeki hristiyan erkek
çocuklarından, en gözde ve en yetenekli olanlar seçilir, bunlar önce Anadolu'da
sekiz yıl Türk köylülerinin yanında Müslüman adet ve gelenekleri ile yetiştirilir,
ardından Acemi Ocağı'na alınırdı. Bu kurum Kapıkulu Ocağı'nın çekirdeğini
oluştururdu. Acemi Ocağı'nda sekiz yıl eğitim alan bu gençler daha sonra
Yeniçeri Ocağı'na kaydedilirlerdi.
Üç ayda bir ulufe maaşı
alırlardı. Kapıkulu Ocağı toplam altı bölümden oluşurdu.
Bunlar, Yeniçeri Ocağı'na eleman
yetiştiren Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı, ordunun silah ve cephanesinin bakım ve
onarım işini yapan Cebeciler, ordudaki top kullanımı ve top dökümü ile görevli
Topçu Ocağı, bu topları savaş alanına götürmekle görevli Top Arabacılar, havan
topuna benzer toplar kullanan Humbaracılar, kale kuşatmaları sırasında düşman
surları altına tünel kazarak, surları yıkmakla görevli Lağımcılar ve son
olarak, ordunun savaş sırasında su ihtiyacını karşılayan Sakalar'dır.
Yeniçeri Ocağı :Osmanlı Devleti'nde bizzat padişah hizmetine ait yaya kuvvetlerine
Yeniçeriler, bunların bağlı olduğu kuruma da Yeniçeri Ocağı denirdi. Yeniçeri
Ocağı'nın temelleri, ilk defa 1362 yılında I. Murat zamanında atılmıştı.
Yeniçeriler, padişahın emri altında ve bizzat ona bağlı oldukları için
"kapı kulu" diye de bilinirler. Yeniçeri Ocağı'nın başında bulunan
kişiye Yeniçeri Ağası denirdi. Yeniçeriler, Acemi Ocağı denilen, Yeniçeri
Ocağı'na asker yetiştirmek için kurulmuş ocaktan yetişirlerdi. Acemi Ocağı'na
alınan gençler, ya savaşlarda elde edilen erkek hristiyan esirler, ya da
Osmanlı egemenliğindeki hristiyan halkın erkek çocuklarıydı. Devşirme sistemi
denilen sistemle en gözde ve en yetenekli çocuklar önce Anadolu'da sekiz yıl
Türk köylülerinin yanında Müslüman adet ve gelenekleri ile yetiştikten sonra
Acemi Ocağı'na alınır, burda da sekiz yıl eğitim alanlar Yeniçeri Ocağına
kaydedilirlerdi.
Yeniçeri Ocağı, orta
denilen 196 bölükten oluşurdu. Yeniçeriler, askerlik dışında hiç bir işle
uğraşmazlardı ve XVI. yüzyıl başlarına kadar evlenmeleri yasakdı. Yeniçeri
Ocağı, XVI. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı ordusunun en güçlü yaya kuvveti
iken, bu tarihten sonra bozulmaya başlamış, devşirme kanununa aykırı ocağa
alımların yapılması ile talimsiz başıboş kimseler ocağa girer olmuştu. Böylece
Ocak, devlet adamlarını tayin ettiren ve görevden alan, padişahları tahttan
indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet haline gelmişdi. Zaman zaman ocak için
yapılan düzeltme çalışmaları da bir sonuç vermemiş ve sonunda 15 Haziran
1826 tarihinde II. Mahmut tarafından kaldırılmıştı. Bu olay Osmanlı tarihinde
"Vaka-yı Hayriye" olarak bilinir.
Acemi Ocağı :Acemi
Ocağı, Yeniçeri Ocağı'na asker yetiştirmek için kurulmuştu. Acemi Ocağı'na
alınacak gençler; ya savaşlarda elde edilen erkek Hristiyan esirlerden, ya da
Osmanlı egemenliğindeki hristiyan halkın erkek çocuklarından seçilirdi.
Devşirme sistemi denilen bu sistemle en gözde ve en yetenekli çocuklar önce
Anadolu'da sekiz yıl Türk köylülerinin yanında Müslüman adet ve gelenekleri ile
yetiştikten sonra Acemi Ocağı'na alınır, burda da sekiz yıl eğitim alanlar
Yeniçeri Ocağı'na kaydedilirlerdi.
Devşirme işinden Yeniçeri Ağası
sorumluydu.
Cebeciler :Cebeci
Ocağı, Yeniçerilere ok, yay, kılıç, tüfek, barut, zırh, tolga gibi savaş
aletlerini sağlardı. Cebeciler denilen bu sınıf, savaş zamanı Yeniçerilere
silahlarını dağıtır, savaştan sonra da toplayarak bozukları tamir ederlerdi.
Acemi Ocağı'ndan meydana getirilen bu sınıfın komutanına Cebeci Başı denirdi.
Topçular :Savaş
topu dökmek, top mermisi yapmak ve top kullanmak için kurulan bu sınıf,
Kapıkulu Ocağı'nın piyadeler denilen yaya kısmına dahildi. Kaynaklara göre,
Osmanlı ordusunda ilk top I. Murat zamanında meydana gelen 1389'da yapılan
Kosova Savaşı'nda kullanılmıştı.
Topçu Ocağı, asıl Fatih Sultan Mehmet
zamanında geliştirilmişti. Savaşlarda kullanılan toplar sadece devlet
merkezinde dökülmez, kuşatılan kalenin hemen yanında da dökülürdü.
Top Arabacılar :Osmanlı Devleti'nin ilk devirlerinde kullanılan toplar çok basit
ve hafif olduğu için deve, katır ve atlarla nakledilebilirdi. XV. yüzyılla
birlikte topçuluğun gelişmesi üzerine, dökülen büyük topların taşınması
amacıyla Top arabacıları Ocağı kuruldu. Bu ocağa da gerekli eleman Acemi
Ocağı'ndan sağlanırdı. Top Arabacıları Ocağı'nın başında bulunan kişiye
"Arabacıbaşı" denirdi.
Humbaracılar :Humbara, Osmanlı ordusunda kullanılan demirden yuvarlak, içi boş,
barut, demir ve kurşun parçaları doldurulmak suretiyle havan topu olarak
kullanılan bir aletti. Humbaracı da bu aleti kullananlara verilen isimdi.
Humbaracıların komutanınan "Humbaracı Başı" denirdi. Humbaracı Ocağı,
Kapıkulu Ocağı'nın piyade sınıfına mensuptu.
Lağımcılar :Lağım,
Osmanlı askeri terminolojisinde; Kale kuşatmalarında, surlarda gedik açmak ve
ya düşman ordugahına zarar vermek amacıyla açılan tünellere denirdi. Bu işi
yapanlara da "lağımcı" olarak isimlendirilirdi. Lağımcıların bir
diğer görevi de; ordu ağırlıklarının geçirilmesi için, köprü yapmak ve düşamn
lağımlarını yok etmekti. Lağımcıların başında bulunan kişiye "Lağımcı
Başı" denirdi.
Sakalar :Arapça,
su taşıyan, su getiren anlamındaki "sakka" kelimesinden türetilmiş
bir sözcük olan Saka, savaşlarda Yeniçerilerin su ihtiyacını karşılamakla
görevli kişilere verilen isimdi.
Kapıkulu Süvarileri :Kapıkulu Süvarileri; padişaha yani saraya bağlı atlı birliklerdi.
Bütünüyle Yeniçeri Ocağı'ndan terfi edenlerden oluşturulan bu sınıf, Türk olan
tımarlı sipahilerle karıştırılmasın diye Kapıkulu Süvarileri ismiyle anılmıştı.
Bunlara sadece sipah da denirdi. Kapıkulu Süvarileri, I. Murat zamanında sipah
ve silahtar isimleriyle iki bölük halinde oluşturulmuş, daha sonra bunlara, Sağ
ulufeciler ve Sol Ulufeciler ile Sağ Garipler ve Sol Garipler eklenmişti. Sipah
ve Silahtarlar savaş sırasında padişahın çadırını, Sağ Ulufeciler ve Sol
Ulufeciler saltanat sancaklarını, Sağ Garipler ve Sol Garipler ise ordunun
ağırlıkları ile hazineyi korumakla görevliydiler. Kapıkulu Süvarileri'nin
tamamı atlı oldukları için, İstanbul'da bulunmaz, Edirne ve Bursa'da yaşarlar,
savaş öncesinde orduya katılırlardı.
Ulufeciler; Sağ Ulufeciler, Sol
Ulufeciler
Garipler; Sağ Garipler, Sol Garipler
Tımarlı Sipahiler :Osmanlı Devleti'nin en önemli askeri kuvveti sayılan Tımarlı
Sipahiler, tımar olarak adlandırılan topraktan aldıkları gelir karşılığı savaş zamanında,
kendi hayvanları ve yetiştirdikleri Cebelu ile savaşa katılan atlı süvari
askerlerine verilen isimdi. Yani devlet köylüden her sene alacağı vergiyi
bizzat kendisi almayarak bu vergiyi askeri hizmet kaşılığı Tımarlı Sipahiye
devretmişti. Tımarlı Sipahiler daha çok sınır boylarında, akıncılık, çapulculuk
ve karakol görevlerini yerine getirir, aynı zamanda savaşlarda piyadelerin
korumasını da üstlenirlerdi. Bazı kaynaklara göre Tımarlı Sipajhiler ilk defa
Orhan Gazi zamanında kullanılmıştı.
Yardımcı Güçler: (Akıncılar, Azaplar )Öncü
birlikler de denilen bu kuvvetler, genellikle sınır boylarında yaşayan
Türklerden oluşmaktaydı. Bunlar Akıncılar ve Azaplar denilen kuvvetlerdi ki,
tamamı atlı birliklerden oluşurdu. Akıncıların görevi, ordunun geçeceği
yerlerin keşfini yapmak, düşman arazisini tanımak, orduya yolaçmak ve düşmanın
gözünü korkutmak, ordunun geçeceği yerlerdeki tarım ürünlerini korumak ve elde
edilen esirlerden düşamın durumunu öğrenmekti. Mükemmel bir yapıya sahip olan
Akıncılar, düşman topraklarına yaptıkları akınlarda, düşmanın yiyecek, içecek
ve cephanesini tahrip ederek, düşmanın moralini bozarlardı. Osmanlı Devleti'nde
en meşhur akıncı komutanları, Evranosoğlu, Mihaloğlu, Malkoçoğlu idi.
Azaplar ise, Akıncılar'ın aksine piyade
yani yaya birliklerdi. Azap kelime olarak, evli olmayan bekar anlamına
gelmektedir. Anadolu'dan toplanan güçlü ve kuvvetli erkeklerden oluşturulan bu
sınıf, savaş esnasında Yeniçerilerin önünde bulunur ve düşmana ilkonlar
saldırırdı.
Deniz Kuvvetleri :Osmanlı Devleti, kuruluş yıllarında gittilkçe genişleyince,
donanmaya olan ihtiyaç artmış, bu dönemde gemi ihtiyacı Karesioğulları
Beyliği'nden sağlanmıştı. 1390 yılında Gelibolu'nun alınması ile ilk tersane
burada kurularak, denizcilik yolunda ilk adım atılmıştı.
Zamanla donanmaya sahip bir
takım Türk beyliklerinin de Osmanlı topraklarına katılması ile yavaş yavaş
ilerde kurulacak olan büyük donanmanın çekirdeği oluşturulmuştur. Osmanlı
donanması özellikler Yıldırım Bayezit zamanında gelişme göstermiş, İstanbul'un
fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan 400 parçalık donanma
ile Osmanlı Devleti'nin o dönemde denizlerdeki rakipleri; Cenevizliler ve
Venediklilerle boy ölçüşebilecek düzeye gelmişti.
Fatih döneminde donanma güçlenmesine rağmen Venediklilere karşı
denizlerde önemli bir başarı sağlanamamıştı. Osmanlı donanmasının en mükemmel
olduğu yıllar Kanuni Sulatn Süleyman dönemiydi. Bu dönemde, Piri Reis gibi ünlü
denizcilerin yanında Barbaros Hayreddin Paşa, Turgut Reis, Seydi Ali Reis, Oruç
Reis gibi kişilerin Osmanlı Devleti'ne katılması ile donanma Akdeniz'de Avrupa
donanmalarından üstün bir hale gelinmişti. Bu üstünlük 1539'deki Preveze Deniz
Savaşı ile perçinlenmiş Akdeniz Türk gölü haline gelmiştir. Osmanlı donanması
Kanuni döneminin hemen sonra Kıbrıs'ın fethini takiben, 1571 yılında
İnebahtı'da bozguna uğramışsa da, kısa sürede 250 parça donanmayı denize
indirebilmişti. Donanmanın başındaki kişiye Kaptan-ı Derya denirdi.
Son Güncelleme : 04-03-2008 19:17
|
|
|